Connect with us

Dünya

“Kur’an-ı Kerim’i yakma diye bir özgürlük olamaz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “Nasıl kiliseyi, havrayı veya bir başka inancın mabedini ateşe vermek özgürlük değilse, Kur’an-ı Kerim Mushaf’ı yakma diye bir özgürlük olamaz. Bizim nazarımızda camilerimizi hedef alan eylemler ile kutsal kitabımıza yapılan rezil saldırılar arasında hiçbir fark yoktur” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı.

Toplantıda ele alınan konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:

“Barış, huzur ve esenlik içinde geçirdiğimiz bir Kurban Bayramı sonrasında sizlerle beraber olmaktan duyduğum memnuniyeti özellikle ifade etmek istiyorum.

Bu vesileyle, bir kez daha milletimizin ve İslam âleminin Kurban Bayramı’nı canı gönülden tebrik ediyorum. Rabbim bizleri sağlık, huzur ve afiyet içerisinde daha nice bayramlara kavuşturmasını niyaz ediyorum. Kestikleri kurbanla Allah’a yakınlaşması murat eden, bayram günlerini ülkemizde ve dünyada bir yardımlaşma seferberliğine dönüştüren tüm kardeşlerimin ibadetlerinin kabul olmasını diliyorum.

Millet olarak 2 milyarlık İslam âlemiyle birlikte Kurban Bayramı’nı ruhuna ve temsil ettiği değerlere mütenasip bir şekilde idrak ettik. Gariplerin, yetim ve öksüzlerin elinden tuttuk. Büyüklerimizi, dost ve akrabalarımızı ziyaret ederek gönüllerini aldık. İhtiyaç sahiplerinin kapısını çalarak bayram sevincini onların da yaşamasını sağladık, kimi zaman bir bayram şekeriyle küçüklerimizin yüzlerinde güller açtırdık.

“AMACIMIZ, İLK BİR SENE İÇERİSİNDE 319 BİN DEPREM KONUTUNU TESLİM ETMEK”

Bu bayram döneminde özellikle depremzede kardeşlerimizi ihmal etmedik. Kabine üyelerimizden milletvekillerimize pek çok arkadaşımız bayramda deprem bölgesindeydi, böylece depremzedelerimizin yalnız olmadıklarını bir kez daha kendilerine hissettirdik. Başta depremde en çok yıkıma uğrayan Hatay, Adıyaman, Maraş olmak üzere 11 vilayetimizin tamamında ihya ve inşa çalışmaları şu anda devam ediyor.

Yaptığı binalar 6 Şubat depremlerinden anlının akıyla çıkan TOKİ’miz, bölgenin yeniden ayağa kaldırılması sürecinde öncü rol oynuyor. Bir taraftan yeni deprem konutlarının temelleri atılırken, diğer taraftan inşasına başlanan binalar hızla yükseliyor. Ekim-Kasım ayından itibaren yapımı tamamlanan konutların teslimatına başlıyoruz. Amacımız, ilk bir sene içerisinde 319 bin deprem konutunu teslim etmektir. Bölgede inşa edeceğimiz konut sayısı ise 143 bini köy evi olmak üzere toplam 650 bindir. Şimdiye kadar inşa süreci başlayan konut, köy evi ve ahır sayısı 180 bini buldu. Evleri yıkılan vatandaşlarımızın çok büyük bir bölümünün gelecek bayramı yeni yuvalarında karşılamasını hedefliyoruz.

Hep söylediğimiz gibi, giden canlarımızı geri getiremeyiz, ama maddi kayıplarımızı telefi edecek imkâna ve kudrete sahibiz. Tarih boyunca nice badireler atlatmış, nice zorluklara göğüs germiş bir millet olarak Allah’ın izniyle asrın felaketinin de üstesinden geleceğiz. Altyapısı ve üst yapısıyla şehirlerimizi eskiden daha güvenli, daha canlı, daha dayanaklı hâle getirene kadar durmadan dinlenmeden çalışacağız. Başkaları ne yaparsa yapsın bizim ana gündem maddemiz deprem bölgesidir, deprem mağdurlarımızın sıkıntılarını çözmektir. Son Adıyaman ziyaretimizde vatandaşlarımızın yolumuzu keserek açtığı o pankartı asla unutmadık ve unutmayacağız. Depremzedelerimizi iyilik etmeden başa kakan namertlere muhtaç eylemeyeceğiz. Sandıkta milletten yediği tokadın acısını afetzedelerden çıkaran faşist zihniyete rağmen, oylarının rengine ve siyasi tercihlerine bakmadan deprem bölgesinde yaşayan tüm vatandaşlarımızı kucaklamaya devam edeceğiz.

Her bayramda ulaştırma yatırımlarımızın ne kadar büyük bir hizmet olduğu daha net görülüyor. Daha önce trafikten ve bozuk yollardan dolayı eziyete dönüşen seyahatler, yatırımlarımız sayesinde artık keyifle yapılıyor. Yol medeniyettir şiarıyla başlattığımız ulaştırma hamleleriyle ülkemize çağ atlattık. Otomobille 1,5 saat, feribotla 45 ila 60 dakika süren İzmit Körfezi geçişini Osman Gazi Köprüsü’yle beş dakikaya indirdik. 1915 Çanakkale Köprüsü’yle Boğaz geçiş süresini altı dakikaya düşürdük.

Osman Gazi Köprüsü 24 Haziran Cumartesi günü 111 bin 770 araç geçişiyle bir rekora daha imza attı. Açılışından itibaren bugüne Osman Gazi Köprüsü 70 milyon araç geçişiyle zamandan, yakıttan ve çevreden toplam 1,7 milyar dolarlık tasarruf sağladı.

“İSTANBUL HAVALİMANI, AVRUPA’NIN EN YOĞUN VE EN İYİ HAVALİMANI SEÇİLDİ”

1915 Çanakkale Köprümüzde de önceki yıla göre araç geçiş sayısında yüzde 55 oranında artış yakalandı. Yavuz Sultan Selim Köprüsü günlük ortalama 100 binden fazla araç geçişiyle kamu-özel iş birliğinin en güzel örneklerinden biri oldu. Gezi kalkışmasında durdurulmak istenen bu köprümüz sayesinde Boğaz geçiş trafiği rahat bir nefes aldı. Ankara-Niğde Otoyolu 24 Haziran Cumartesi günü toplam 83 bin 517 araç geçişiyle rekora koşan bir başka projemizdir.

Hava yollarımızda da aynı durum söz konusudur. İstanbul Havalimanı’na bayram boyunca günde ortalama 1517 uçak iniş-kalkış yaparken, günde ortalama 238 bin yolcu bu havalimanını kullandı. 25 Haziran’da ise 1593 iniş-kalkış ile tüm zamanların en yüksek rakamına ulaştı. Dünya çapında birinciliklere doymayan İstanbul Havalimanı, Avrupa’nın en yoğun ve en iyi havalimanı seçildi.

Antalya Havalimanı’nda da Kurban Bayramı’nın dördüncü günü 1.188 uçak trafiğiyle yine rekor kırdık. Trabzon Havalimanı’nda ise Cuma günü 21 bin 117 yolcu trafiğiyle 12 ülkeye seyahat gerçekleştirildi.

CHP Genel Başkanı’nın ‘buraya uçak mı iner’ dediği, ‘ne gerek var’ dediği, ‘millet yol mu yiyecek’ diyerek çamur attığı diğer tüm ulaştırma projelerimizde benzer başarıları yakalamanın gururunu yaşıyoruz. Takoz siyasetinin nelere nam olabileceğini yıllar geçtikte daha iyi anlıyoruz. 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerinde bu zihniyeti sandığa gömen insanımızın 31 Mart 2024 seçimlerinde de bunlara geçit vermeyeceğine inanıyorum.

“ÜLKEMİZ, KRİZLERİN ÇÖZÜMÜNDE DENGELİ, ADALETLİ VE GÜVEN VEREN TAVRIYLA BELİRLEYİCİ ROL OYNUYOR”

Bayram günleri aynı zamanda diplomasi trafiğimizin arttığı dönemlerdir. Bu bayramda da dünyanın dört bir yanındaki kardeşlerimizle ve dost ülkelerin liderleriyle bayramlaşma imkânı bulduk. Devlet ve hükûmet başkanı seviyesinde 21 ülkenin lideriyle telefonda görüşerek hem tebrikleri kabul ettik, hem de ikili konuları ele aldık.

Bu görüşmeler vesilesiyle Rusya-Ukrayna savaşından Sudan’daki kardeş kavgasının sona erdirilmesine kadar küresel güvenliğe dair her mesele Türkiye’nin katkısının daha fazla arandığını ortaya koyuyor. Ülkemiz, krizlerin çözümünde dengeli, adaletli ve güven veren tavrıyla belirleyici rol oynuyor. Ülkemizin öncülüğünde yürütülen barışı inşa çabalarının önemi günden güne daha iyi anlaşılıyor. Tam anlamıyla bir kilitlenme yaşayan Rusya-Ukrayna savaşı bunun en açık ve maalesef en acı örneğidir.

İstanbul süreci bu acımasız savaşı sona erdirecek tarihî bir fırsattı. Taraflara onurlu çıkış imkânı sunan bu fırsat değerlendirilebilseydi, bugüne kadar yaşanan yıkım ve gözyaşı olmayacaktı. İstanbul süreciyle başlayan tahıl mutabakatı ve esir takaslarıyla devam eden diplomatik gayretler maalesef savaş lobisi tarafından engellendi, yıpratıldı, bunun bedelini de asker-sivil on binlerce insan ödedi.

“TÜRKİYE’NİN ÇEVRESİNDE HUZURU HÂKİM KILANA KADAR DİPLOMATİK ÇABALARIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ”

Hatta bir dönem Türkiye olarak biz de bu savaş lobisinin hedefi olduk. Ülkemizin izlediği dengeli politikadan rahatsızlık duyanlar, hükümetimize yönelik çok yoğun baskı uyguladılar. Baskı aracı olarak bizler her zaman olduğu gibi muhalefet partilerini kullananlar karşısında dik durduk. Muhalefetin adayının Rusya ile aramızda kriz çıkarmayı amaçlayan asıl ithamları bu senaryonun bir parçasıydı. Sadece Türkiye’nin çıkarlarına değil, Türk demokrasisine de zarar veren bu iddialarla ilgili ortaya tek bir somut delil konulmadı. İddialar yalanlandıktan sonra seçim atmosferinde niçin böyle bir provokasyona girişildiğine dair muhalefet cenahından kamuoyunu tatmin edecek, şüphe bulutlarını dağıtacak hiçbir açıklama da gelmedi. Son bir buçuk yılda bunun gibi sayısız örnekle, kışkırtmayla, Türkiye’yi zorda bırakmayı hedefleyen art niyetli teşebbüsle karşı karşıya kaldık. Hükûmet olarak bunların hiçbirine kulak asmadık, bölgemizdeki ateşin kıvılcımının Türkiye’ye sıçramasına izin vermedik, savaşa odun taşımak yerine barışın tesisi için gayret sarf ettik. Hâlen Rusya ve Ukrayna ile aynı anda görüşen, diyalog kanallarını işleten, acil sorunlara çözüm önerileri geliştiren tek ülke biziz. Her iki ülkenin devlet başkanıyla yakın temasımız devam ediyor. Çatışmaları derinleştirme riski taşıyan her olayda inisiyatif alıyoruz. İnşallah bundan sonra da dengeli duruşumuzu muhafaza edeceğiz. Türkiye’nin çevresinde huzuru hâkim kılana kadar diplomatik çabalarımızı sürdüreceğiz.

“İNSANLARIN KUTSALLARINA YÖNELİK SALDIRILAR DÜŞÜNCE HÜRRİYETİ OLARAK NİTELENEMEZ”

İslam dünyası olarak Kurban Bayramı’na ulaşmanın heyecanını yaşarken, İsveç’in Başkenti Stockholm’de mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’e yönelik gerçekleştirilen alçakça saldırı hepimizi öfkelendirmiştir. 2 milyar Müslümanın hissiyatını hiçe sayan bu sapkınlığın bırakın fikir özgürlüğünü, en temel insani değerlerle bağdaşması mümkün değildir. Bunlar, İslam düşmanlığından beslenen nefret suçlarıdır. Bu nefret suçunun polis korumasında işlenebilmesi çok daha vahimdir. Dünyanın hiçbir medeni ülkesinde insanların kutsallarına yönelik saldırılar düşünce hürriyeti olarak nitelenemez. Nasıl kiliseyi, havrayı veya bir başka inancın mabedini ateşe vermek özgürlük değilse, Kur’an-ı Kerim Mushaf’ı yakma diye bir özgürlük olamaz. Bizim nazarımızda camilerimizi hedef alan eylemler ile kutsal kitabımıza yapılan rezil saldırılar arasında hiçbir fark yoktur. Bu gerçeği aslında nefret suçlarına imza atanlar kadar, buna izin verenler, göz yumanlar da çok iyi biliyor. Söz konusu kendi güvenlikleri olunca hiçbir hak, hukuk, ilke tanımayanlar, sıra Müslümanların kutsallarına gelince birden fikir özgürlüğünü hatırlıyorlar. Bu zihniyetin elinde fikir hürriyeti, İslam düşmanlığı ve yabancı karşıtlığının tüm biçimlerini meşrulaştıran bir araç konumundadır.

Stockholm’de Kurban Bayramı’nın ilk günü hem de bir camii önünde gerçekleştirilen menfur eyleme münferit bir hadise gözüyle bakamayız. Bu saldırıları Batı’da habis bir ur misali hızla yayılan İslam ve Müslüman düşmanlığı hastalığının yeni tezahürleri olarak görüyoruz. Batı dünyası, özellikle bu hastalıkla mücadele noktasında hiçbir adım atmıyor. Dört yıl önce Yeni Zelenda’nın Christchurch şehrinde bir camide ibadet eden 51 Müslümanın şehit edildiği terör eyleminden hâlâ ders alınmıyor. Neo-Nazi örgütler çoğu zaman devlet içindeki uzantılarının da desteğiyle palazlanmaya devam ediyor. Aşırı sağcıların işlediği nefret suçlarının kaydı çoğu zaman hiç tutulmuyor. Failler ya yakalanmıyor ya da ön kapısından girdikleri mahkeme salonlarının arka kapısından ellerini kollarını sallayarak çıkıyor.

“MÜSLÜMANLAR İÇİN İNANÇLARINI ÖZGÜRCE YAŞAMAK GİDEREK ZORLAŞMAKTADIR”

Günümüzde Müslümanlar için inançlarını özgürce yaşamak, dillerini sokakta özgürce konuşmak, dinlerinin emrettiği şekilde giyinmek, çalışmak, sosyal hayatta var olmak giderek zorlaşmaktadır. Irkçı terör saldırıları sadece Müslümanlara değil Musevilere, Afrikalılara, Asya kökenlilere, Romanlara ve göçmenlere de yönelmektedir. Önceki hafta Mora Yarımadası açıklarında batan ve yüzlerce mülteciye mezar olan gemi faciasında buna bir kez daha şahit olduk. İnsanları kurtarmak adına ciddi hiçbir emek harcanmadığı gibi, yüzlerce kişinin ölümü Titanik Gemisi’ni görmeye giden beş zengin kadar gündem olmadı. Bu mazlumlar da her yıl Akdeniz’in sularında kaybolan binlerce can gibi kısa sürede unutulup gitti.

“SÖMÜRGECİ GEÇMİŞİYLE BİLİNEN ÜLKELERDE KÜLTÜREL IRKÇILIK KURUMSAL IRKÇILIĞA DÖNÜŞMÜŞTÜR”

Bunlar asla istisnai hadiseler değildir, beyaz adamın üstünlüğüne dayanan sömürgeci, kibirli ve gayri insanı zihniyetin varlığını hâlen devam ettirdiğinin işaretidir. Pek çok Batı ülkesinde ayrımcılık toplumsal bir norm hâline gelmiştir. Özellikle sömürgeci geçmişiyle bilinen ülkelerde kültürel ırkçılık kurumsal ırkçılığa dönüşmüştür. Fransa’da başlayan, kısa sürede diğer ülkelere yayılan olayların kökünde işte bu zihniyetin inşa ettiği sosyal mimari vardır. Sistematik şekilde baskı gören, kamusal hayatın dışına itilen varoşlarda, gettolarda yaşamaya mahkûm edilen göçmenlerin çoğu Müslümanlardır. Şiddet maalesef şiddeti doğurmuş ve bugünkü hadiseleri tetiklemiştir. Tarih boyunca olduğu gibi, bugün de rüzgâr ekenler fırtına biçmektedir.

Kamu malına zarar verilmesini, sokakların yakılıp yıkılmasını, mağazaların yağmalanmasını elbette tasvip etmiyoruz. Sokak olayları meşru bir hak arama metodu olamaz, ancak bu sosyal patlamadan otoritelerin de ders çıkarması gerektiği açıktır.

Benzer vakalar ülkemizde yaşadığında bizlere hak, hukuk ve demokrasi dersi verenlerin, meydanlarda kamp kurup 24 saat canlı yayın yapanların bugün derin bir sessizliğe bürünmesi ayrıca manidardır.

Dışişleri Bakanlığımız, özellikle bugünlerde Fransa’ya gidecek olan veya orada yaşayan vatandaşlarımıza gereken uyarılarda bulundu. Büyükelçiliklerimiz ve konsolosluklarımız her zaman vatandaşlarımızın yanındadır. Biz de ilgili birimlerimizle süreci yakından takip ediyoruz. Endişeyle karşıladığımız son hadiselerin daha fazla kan akmadan, şiddet sarmalı daha fazla büyümeden bir an önce sona ermesini diliyoruz.

“IRKÇI NEFRETİN İNSANIMIZI HEDEF ALMASINA İZİN VEREMEYİZ”

Bu olayların göçmenlere ve Müslümanlara yönelik yeni bir baskı, yıldırma, sindirme furyasına yol açmasından da kaygı duyuyoruz. Daha çok kısıtlama, daha fazla ötekileştirmeye, adaletsizliğin daha fazla derinleşmesine sebep olacaktır, bu da gelecekte daha vahim olayların fitilini ateşleyecektir. Biz, yüzbinlerce vatandaşımızın yaşadığı hiçbir ülkenin böyle bir girdaba sürüklenmesini istemeyiz. Hele hele ırkçı nefretin insanımızı hedef almasına izin veremeyiz.

Türkler, İslam düşmanlığından en çok mağdur olan, en çok bedel ödeyen toplumun kesimlerinden biridir. Solingen’de vahşice katledilen vatandaşlarımızın acısı hâlen tazedir. Dönerci cinayetleri denilerek üstü kapatılmak istenen katliamlarda yüreği yanan yine bizim insanlarımızdı. Mescitleri, dernekleri, iş yerleri saldırıya uğrayan bizim kardeşlerimizdir. Terör örgütlerinin önü açılırken, polis şiddetine maruz bırakılan bizim sivil toplum kuruluşlarımızdır. Yurt dışında 7 milyon vatandaşı bulunan ülkemiz için, Türk ve Müslüman düşmanlığı dış politika meselesinden öte bir millî güvenlik sorunudur.

Fransa’daki olayları tüm boyutlarıyla titizlikle incelerken, Stockholm’deki saldırı sonrasında tepkimizi çok net bir şekilde gösterdik. İslam İşbirliği Teşkilatı da bu konuda hemen harekete geçti. Terör örgütleriyle ve İslam düşmanlığıyla kararlı mücadelenin kırmızıçizgimiz olduğunu açıkça ifade ettik. Teröre destek vererek, teröristlere alan açarak, sokakları, caddeleri, şehrin en merkezi meydanlarını teröristlere tahsis ederek Türkiye’nin dostluğunun kazanılmayacağını artık herkesin kabullenmesi gerekiyor. Muhataplarımız bu gerçeği ne kadar kısa sürede içselleştirirse, süreç o derece sağlıklı işleyecektir. Ülkemizin duruşu, beklentileri, bizlere verilen taahhütler bellidir. Biz, geçen sene neyi savunuyorsak, bugün de aynı ilkeleri savunuyoruz. Oyalama taktikleriyle vakit kaybetmek yerine, verilen sözlerin tutulmasının daha akılcı, daha faydalı ve devlet ciddiyetine yakışır bir yöntem olacağına inanıyoruz.

Basın yayın organları üzerinden yürütülen kirli oyunların neyi amaçladığını çok iyi görüyoruz, ama bu tarz bel altı vuruşlarla mesafe alacaklarını düşünenlerin ne bizi, ne Türkiye’yi, ne de Türk milletini tanımadıkları aşikârdır. Buradan kendilerine ince eleyip sık dokumalarını, ev ödevlerini daha iyi yapmalarını tavsiye ediyorum. Bizim tehdit siyasetine de, tahrik siyasetine de, aba altından sopa gösterme kurnazlığına da teslim olmayacağımızı tüm dünya bilir, bilmelidir. Biz, birilerinden ülkelerinin isimlerini değiştirmesini değil, sadece altına imza attıkları hususlara sadık kalmalarını istiyoruz. Binlerce vatandaşımızın canına kasteden bölücü örgüt mensuplarını ve FETÖ’cü alçakları himaye etmemelerini bekliyoruz. Türkiye olarak bunlar sağlanana kadar geri adım atmayacağımızın bilinmesini istiyoruz.

Uluslararası alanda ülkemize verilen sözlerin takipçisi olurken, milletimize meydanlarda verdiğimiz sözleri de asla ihmal etmiyoruz. Bir önceki Kabine Toplantılarımızda çiftçilerimizden gençlerimize, toplumumuzun çeşitli kesimlerine yönelik müjdelerimizi paylaştık.

“HALKIMIZI ENFLASYONA EZDİRMEME PRENSİBİMİZE BUGÜN DE SAHİP ÇIKIYORUZ”

Ardından 2023 yılının ikinci yarısında brüt asgari ücret tutarını 13 bin 414 liraya, net asgari ücret tutarını ise 11 bin 402 liraya yükselttik. Böylece asgari ücrete yüzde 34 gibi enflasyonun üzerinde refah payını da içeren bir zam yapmış olduk.

Son 21 yıldır kararlılıkla sürdürdüğümüz halkımızı enflasyona ezdirmeme prensibimize bugün de sahip çıkıyoruz. Özellikle toplumumuzun kırılgan kesimlerini hayat pahalılığının etkilerinden korumaya çalışıyoruz. Fahiş kira artışlarına karşı geçen sene devreye aldığımız üst sınır uygulaması, bu tedbirlerden biriydi. Konut kira sözleşmelerinde artırım oranını yüzde 25 ile sınırlandırmıştık. Temmuz ayında yenilenecek konut kira sözleşmeleri için de aynı sınır uygulanmaya devam edecektir.

Sıfır ve ikinci el araç fiyatlarında oluşan balonu da yakından takip ediyoruz. Ekonomik şartlardan ziyade tamahkârlıktan ve açgözlülüklerden kaynaklanan bu meselenin üstüne gideceğiz. Ticaret Bakanlığımız denetimlerini daha da sıklaştıracak. Stokçuluk ve fırsatçılık yapanlara asla müsaade edilmeyecek. Milletin canını yakanlardan hukuk ve serbest piyasa kuralları içinde muhakkak hesap soracağız.

“ULUSLARARASI YATIRIMCILARIN ÜLKEMİZE YÖNELİK İLGİSİ YÜKSELDİ”

Yeni ekonomi kadromuz enflasyonla mücadele yanında uluslararası doğrudan yatırımları artırma çalışmalarına hız verdi. Seçim belirsizliğinin ortadan kalkmasıyla birlikte dost ve kardeşlerimiz başta olmak üzere uluslararası yatırımcıların ülkemize yönelik ilgisi yükseldi. Son 21 yılda yaklaşık 255 milyar dolar doğrudan yatırım çeken Türkiye’nin salgın sonrasında yıldızının daha da parladığını görüyoruz. Rekabetçi, yenilikçi, girişimci dostu bir iş ve yatırım ortamıyla bu ilgiyi ve pozitif havayı ekonomimiz için fırsata çevirmekte kararlıyız.

11-12 Temmuz’da Vilnius’ta gerçekleştirilecek NATO Lider Zirvesi’ni müteakiben yurt dışı ziyaret ve kabul trafiğimizi yoğunlaştıracağız. Yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla ülkemizi büyütme hedefimize sıkı sıkıya bağlıyız.

“TÜRKİYE EKONOMİSİNİ İSTİKRAR, GÜVEN, SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK SÜTUNLARI ÜZERİNDE YÜKSELTECEĞİZ”

Dokuz günlük bayram tatiline rağmen dış ticaret rakamlarında güzel haberler gelmeye devam ediyor. Yılsonu hedefimiz olan 265 milyar dolara ulaşacağımız kanaatindeyim.

Ekonomi politikalarımızın odağında 85 milyonun her bir ferdinin aşını, işini, huzurunu ve refahını büyütmek vardır. 21 yıllık kazanımlarımızdan aldığımız güçle Türkiye ekonomisini istikrar, güven, sürdürülebilirlik sütunları üzerinde yükselteceğiz.

Salgından bölgemizdeki savaşlara, depremden seçime kadar son yıllarda çok ciddi sınamalarla karşılaştık. Suriye krizinin olumsuz etkilerini en fazla hisseden ülkelerden biriyiz. Sadece depremin ekonomimize maliyeti 104 milyar doları buluyor. Seçim gündeminin iş dünyamızın tüm kesimlerini yorduğunu biliyoruz, ama 28 Mayıs gecesi itibariyle en zor dönemi geride bıraktığımıza da inanıyoruz. 31 Mart 2024 mahallî idareler seçimlerini de suhuletle atlattıktan sonra, Türkiye yüzyılı menziline artık koşar adımlarla gideceğiz.

Bugünkü Kabine Toplantımızda bu maratonda bizlerin gücüne güç katacak çok önemli kararlar aldık. Yaz mevsimiyle birlikte artan yangın tehdidine karşı yeşil vatanımız olan ormanlarımızı korumaya büyük önem veriyoruz. Geçmiş tecrübelerin ışığında yangınlara müdahale kapasitemizi bu sene daha da güçlendirdik. Yangılara müdahale süremizi 10 dakikaya kadar düşürdük. Orman Teşkilatımız, 89 hava aracı, çeşitli özelliklerde 4 bin 799 araçtan oluşan kara filosu ve 22 bin orman kahramanı işçisiyle göreve her zaman hazırdır. Milletimizin de desteğiyle bu yaz dönemini ciğerlerimiz yanmadan atlatalım istiyoruz. Bir kez daha tüm vatandaşlarımızı yeşil vatanımıza sahip çıkmaya davet ediyorum.

Kur korumalı mevduat uygulamasını devam ettiriyoruz, bu mevduat için sağladığımız vergi istisnasının süresini uzatıyoruz, tasarruf sahiplerine olumsuzluk oluşturmayacak şekilde süreci yürütüyoruz.

Memur maaşlarına yapılacak zam miktarıyla ilgili süreci başlatıyoruz. 5 Temmuz Çarşamba günü 6 aylık enflasyon oranlarımız netleşmiş olacaktır. Enflasyon oranlarının belli olmasıyla birlikte biz de memur ve emeklilerimize verdiğimiz sözleri yerine getireceğiz.

Tatile girmeden evvel Meclis onayı gerektiren tüm hususları Parlamentomuzun takdirine sunacağız.

Devlet olarak, ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızın her daim yanındayız. 2002 yılında başlattığımız Türkiye Aile Destek Programı’ndan şimdiye kadar 3,7 milyon kardeşimiz istifade ediyor. Program kapsamında şimdiye kadar ailelerimize toplam 35 milyar liralık destek ödemesinde bulunduk. Türkiye Aile Destek Programını bu sene de devam ettirme kararı aldık.

Aldığımız kararların milletimize tekrar hayırlı olmasını diliyorum.

Veda etmeden önce, Avrupa oyunlarındaki başarılarıyla bizlere ikinci bayramı yaşatan tüm sporcularımızı tebrik ediyorum. Farklı kategorilerde 38 madalya kazanan sporcularımız, özellikle kadın sporcularımız bizleri gerçekten gururlandırmışlardır. Avrupa Altın Ligi Şampiyonu olan Türkiye A Millî Erkek Voleybol Takımımızı tekrar kutluyorum. Balkan Matematik Olimpiyatları’nda Türkiye’ye üç altın ve üç gümüş madalya getiren gençlerimizin tek tek gözlerinden öpüyorum.”

Dünya

“Siyaseti kişisel ikbalimiz için değil, 86 milyonun huzur ve refahı için yapıyoruz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, “Bizler hepimiz, aziz milletimizin hizmetkârlarıyız. Siyaseti kendimiz için, kendi kişisel ikbalimiz için değil, 86 milyonun huzuru, refahı, müreffeh ve muzaffer geleceği için yapıyoruz. Uğruna ömrümüzü adadığımız bu zorlu mücadeleyi, yönünü ve yüzünü umutla ülkemize çevirmiş mazlumlar ve mağdurlar için veriyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Kongre Merkezi’nde düzenlenen Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’na katılarak bir konuşma yaptı.

“Vatanımızın dört bir köşesinde AK Parti’nin millete hizmet sancağını gururla taşıyan tüm yol ve dava arkadaşlarımı içtenlikle selamlıyor, her birini muhabbetle kucaklıyorum” diye konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti’nin 11 milyon 710 bine ulaşan üyesiyle sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en büyük, en güçlü siyasi hareketlerinden biri olduğunu belirterek, “Cenabı Allah’a ne kadar hamd etsem azdır. Çalışkanlığıyla, samimiyetiyle, ülkesine ve milletine hizmet sevdasıyla dünyada eşi benzeri olmayan muazzam bir teşkilatla yol yürüyoruz” dedi.

Gece gündüz demeden fedakârca çalışan her bir teşkilat mensubunu tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hizmetlerinden, gayretlerinden ve elbette samimiyetlerinden dolayı kendilerine Cenabı Allah öyle bir heyecan, öyle bir coşku vermiş ki… ‘Yol yürümekle aşınmaz.’ diyoruz ve sizler de evvelallah dağ, taş demeden yürüyerek bu yola devam ediyorsunuz. Sizlere canı gönülden teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.

“Genişletilmiş İl Başkanları toplantısının 182’ncisinde sizlerle beraber olmanın bahtiyarlığını yaşıyorum” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplantının hayırlar getirmesini diledi.

“BİZ, HEM GEÇMİŞİN HEM BUGÜNÜN HEM DE YARINLARIN YÜKÜNÜ TAŞIYORUZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Değerli fikirleriniz, tenkit ve tespitlerinizle toplantımıza yapacağınız katkılar için her birinize şimdiden teşekkür ediyorum. Mevla, muhabbetimizi, dayanışmamızı daim eylesin diyorum. Değerli yol arkadaşlarım, bugün sizlerle bazı meseleleri açık yüreklilikle konuşmak arzusundayım. Kalbimle kavlim arasına sütre çekmeden, sizlerle samimi bir muhasebe yapmak, dertleşmek, hasbihal etmek istiyorum. Daha doğrusu başta şahsım olmak üzere bu partinin kurucu değerlerini, temel ilke ve prensiplerini hepinize, hepimize tekrar hatırlatmak istiyorum. AK Parti’mizle ilgili olarak her zaman altını çizerek vurguladığım bir husus var. Biz, bu hareketi bizden öncekilerden devraldık. Unutmayın, bir emanet taşıyoruz. Vakti, saati geldiğinde bu mukaddes emaneti bizden sonrakilere inşallah şanla, şerefle, vazifemizi layıkıyla yapmanın huzuruyla teslim edeceğiz. Bu hareketin geçmişi asırlara saridir. İnşallah dünya var oldukça da bu hareket var olacaktır. Bakın, biz omuzlarımızda sadece bugünün, bu anın yükünü taşımıyoruz. Biz, hem geçmişin hem bugünün hem de yarınların yükünü taşıyoruz. Her zaman söylüyorum: Bu hareketin kendisiyle kaim olduğuna inanan varsa büyük bir yanılgı içindedir. ‘Ben olmazsam bu hareket olmaz.’ diyen, böyle düşünen varsa çok büyük bir gaflet içindedir. Yaptığı hatanın sadece kendisiyle sınırlı kaldığına sadece kendi şahsını bağladığına inanan varsa aynı şekilde büyük bir yanlışın içindedir.”

“AK PARTİ’NİN MİSYONU ÇEYREK ASIR BOYUNCA ZERRE KADAR DEĞİŞMEMİŞTİR”

Bu yola kimsesizlerin kimsesi olmak için çıktıklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz, bu partiyi şehrin kenar mahallelerinde onuruyla hayata tutunmaya çalışan, helalinden kazanıp, helalinden harcayan eski sistemin dişlileri arasında ezilen bu gariplerin, o yoksulların hakkını, hukukunu, namusunu savunmak için onların başlarını daima dik tutmak için kurduk. Biz, burada fakir fukaranın, garip gurebanın hakkını korumak için varız. Bu amaçla siyaset yapıyoruz” diye konuştu.

Emrihak vaki olana kadar bunun mücadelesini vereceklerinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti’nin 14 Ağustos 2001’de yoksulların, mağdurların, mazlumların, yolda kalmışların, itilmişlerin, ötelenmişlerin, unutulmuşların partisi olarak yola revan olduğunu söyledi.

“AK Parti’nin misyonu çeyrek asır boyunca zerre kadar değişmemiştir, inşallah hiçbir zaman da değişmeyecektir” ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Biz evvelallah buna müsaade etmeyeceğiz. Millete, ümmete ve insanlığa hizmet davamızla aramıza kimse giremez, giremedi, bundan sonra da giremeyecek. Şunu herkesin çok ama çok iyi bilmesini isterim: Dün neysek bugün oyuz. Kurulurken neysek bugün de aynısıyız. 25 sene önce gayemiz neyse bugün de aynıdır, yarın da gayemiz aynı kalacaktır. Kardeşlerim unutmayın, biz seccadelerini gözyaşlarıyla ıslatanların, bir gönül daha kazanmak için kapı kapı dolaşanların, yağmurda, karda, yazın kavurucu sıcağında yollara düşenlerin, bu hareketin başarısı için ailesinden, çocuklarından, işinden, gücünden fedakârlık yapanların, her seçimde sandıkları bayram yerine çeviren 10 milyonların partisiyiz.”

“BİZ HER DEM YENİDEN DOĞARIZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti’nin bu milletin kurduğu, büyüttüğü, gözü gibi bakarak bugünlere getirdiği, en kritik zamanlarında desteğini, duasını esirgemediği, gerektiğinde canı pahasına sahip çıktığı bir siyasi hareket olduğunu söyledi.

Elbette böyle büyük bir hareketin, böyle kalabalık bir hareketin içinde çok farklı kimlikler, farklı karakterler, farklı niyetlerle hareket edenlerin olabileceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, farklı ajanda taşıyanların, farklı gündemi olanların çıkabileceğini vurguladı.

25 yılda bunun her türlü örneğini gördüklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Kimilerinin başı döndü, kimileri kibir tuzağına düştü. Kimileri kendi şahsi davasını, milletin ve ümmetin davasının önüne koydu. Kimileri yolunu şaşırdı. Kimileri nefsinin esiri oldu. Kimilerini şeytan aldattı. Kimileri bu kutlu hareketi, bu aziz hareketi, bu tertemiz hareketi kirletmek için özellikle aramıza sızdı, sızdırıldı. Bunların her birini kenara koyduk. Hesabını sorduk, yolumuza kararlılıkla devam ettik. Kardeşlerim, AK Parti’yi AK Parti yapan işte bu vasfıdır. Unutmayın, biz yenilenerek yürürüz. Biz tazelenerek ilerleriz. Biz her dem yeniden doğarız. Biz yanlış yapanla, nefsine yenik düşenle vedalaşır, yolumuza güçlenerek devam ederiz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerinin ardından salondaki partililer tarafından uzun süre ayakta alkışlandı.

“DEVLETİN, MİLLETİN MALINA EL UZATANLA BİZİM İŞİMİZ OLMAZ”

“Evet, işte bizim farkımız budur. Bizim alametifarikamız budur” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kardeşlerim, 25 yıla dönüp baktığımızda göreceğiniz şey de sadece budur. AK Parti adı gibi ak bir partidir. İsmi ile müsemma bir partidir. Kimse bu partinin aklığına halel getiremez, o aklığa leke süremez. Kardeşlerim, unutmayın adının ‘Yeni’ olması eskimekten başka bir şey kazandıramaz bunlara. Bu konuda hiç kimseye tolerans göstermeyiz. Partimize katkıda bulunmuş, bu harekete emek vermiş, omuz vermiş hiç kimseye, haksızlık, vefasızlık etmeyiz. Fakat devletin malına, milletin malına el uzatanla da bizim işimiz olmaz, olamaz. Yeri geldikçe defalarca söyledim. Yorulan, yüksünen varsa buyursun kenara çekilsin, dinlensin. Aşkını, şevkini, mücadele azmini yitiren varsa buyursun soluklansın. Kenara gelmiyorsa, o zaman millete hizmet davasının hakkını versin. Tekrar söylüyorum, bizler hepimiz aziz milletimizin, unutmayın, hizmetkarlarıyız. Siyaseti kendimiz için, kendi kişisel ikbalimiz için değil, 86 milyonun huzuru, refahı, müreffeh ve muzaffer geleceği için yapıyoruz. Uğruna ömrümüzü adadığımız bu zorlu mücadeleyi, yönünü ve yüzünü umutla ülkemize çevirmiş mazlumlar ve mağdurlar için veriyoruz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son nefeslerine kadar, güçleri yettiğince bu niyetle çalışacaklarını, koşacaklarını ve ter dökeceklerini vurguladı.

“TÜRKİYE BU MESELEDEN TEMİZLENEREK ÇIKACAK”

Milletin çizdiği rotadan asla sapmayacaklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Burada şunu da ifade etmekte fayda görüyorum. Aziz milletimiz müsterih olsun. Devletimiz, hükûmetimiz gündemine hakimdir. İlk günden itibaren mesele yakın takibimizdedir. Bütün kurumlarımızla, kurullarımızla gerekeni yapıyoruz. Dün kabinemizde, bugün geniş katılımlı toplantımızda önemli kararlar aldık. Atılacak adımları netleştirdik. Yol haritamızı belirledik. Tasfiyesine karar verilen fonlara ilişkin süreci koordine etmek için Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığında tam yetkili bir kurul oluşturduk. Ayrıca Devlet Denetleme Kurulumuzu görevlendirdim. İnşallah bu süreci süratle neticelendireceğiz. İnanıyorum ki, Türkiye bu meseleden temizlenerek çıkacak. Ekonomimiz bu meseleden daha da güçlenerek çıkacak. Sermaye piyasalarımız çok daha sağlıklı bir yapıya kavuşacak. Eksikler giderilecek. Sistem daha verimli, daha etkin çalışacak.”

“İSTANBUL’U SOYANLARA SAHİP ÇIKTILAR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti ailesinin büyük bir aile olduğunu vurgulayarak, “Şimdi bakıyorum, sağda solda olumsuz birkaç örnekten yola çıkarak büyük AK Parti ailesine dil uzatmaya cüret eden hadsizler var. Hatta daha da ileri gidip en hassas olduğumuz değerlere dil uzatmaya kalkışan edepsizler var. Bunlara eyvallah etmeyeceğiz. Yanlış yapan en baştan kendisine yanlış yapmıştır. Birkaç nahoş örnek üzerinden kimse büyük AK Parti ailesini, hele hele bizim ortak değerlerimizi kötüleme çabası içine girmesin” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, başkalarına benzemediklerini vurgulayarak, şunları kaydetti: “Affınıza sığınarak söylüyorum, baklava kutularında rüşvet alanlara sahip çıktılar. Belediyeleri arpalığa çevirenlere sahip çıktılar. Yolsuzluğu, arsızlığı, iltiması, irtikabı, her türlü kirli pespaye ilişkisi ortaya saçılanlara bunlar sahip çıktılar. İstanbul’u soyanlara sahip çıktılar. Hırsıza, yolsuza, dolandırıcıya, şantajcıya sahip çıktılar. Daha bizim burada söylemeye edebimizin el vermediği türlü kepazelikleri, türlü rezillikleri yapanlara yüzleri kızarmadan sahip çıktılar. Şimdi çıkmış kendi kapkara sicillerine bakmadan bir de bize ahlak dersi, siyasi etik dersi vermeye kalkıyorlar. Onlara diyorum ki ‘hadi oradan’. Siz bu milleti kendiniz gibi balık hafızalı mı sandınız. Siz önce bir aynaya bakın, arının, içinizdeki çürükleri bir ayıklayın. Şayet etrafınızda hâlâ birileri kalırsa sonra çıkıp bize akıl vermeye cüret edin.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunlara kulak asmayacaklarını, her zaman olduğu gibi yine işlerine bakacaklarını, milletin sorunlarına, sıkıntılarına çözüm üretmeye odaklanacaklarını belirtti.

Seçim gününe kadar işlerinin millet olacağının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gücümüz millet olacak. Sahada çalışacağız. Vatandaşımızla ruberu iletişim hâlinde olacağız” ifadelerini kullandı.

“DAVAMIZA ZARAR VERECEK HİÇBİR TEŞEBBÜSE BUGÜNE KADAR GÖZ YUMMADIK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, fırsatçılara, selden kütük kapmaya çalışan istismarcılara meydanı asla bırakmayacaklarını, dedikodunun, söylentinin, iftiranın, bühtanın hakikati perdelemesine izin vermeyeceklerini belirterek, “Fitne odaklarına karşı uyanık olacak, teyakkuz hâlinde olacak birlik ve beraberliğimizin zedelenmesine müsaade etmeyeceğiz. AK Parti’nin ilgili mekanizmaları tıkır tıkır işliyor. Hiç kimsenin endişesi olmasın, varsa bir sorun çözer, işimize bakarız. 25 yılda biz tüm Türkiye’ye şunu gösterdik. Nerede bir sorun, sıkıntı varsa Ankara onu mutlaka çözer. Bizim olan güveni bugüne kadar boşa çıkarmadık. İnşallah bundan sonra da bu itimadı sarsmayacağımızdan herkes emin olsun” diye konuştu.

Bunun gereklerini harfiyen yaptıklarına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, en son “Türkiye Yüzyılı Buluşmaları” vesilesiyle milletle bir kez daha kucaklaştıklarını, hemhal olduklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bakanlardan genel başkan yardımcılarına, milletvekillerinden kurul üyelerine, il, ilçe ve mahalle teşkilatlarına kadar tüm kadrolarıyla şehir şehir, ilçe ilçe sahada olduklarını belirterek, esnafla, çiftçiyle, işçiyle, gençlerle, hanım kardeşlerle ve emeklilerle bir araya geldiklerini anımsattı.

Buluşmaların en kapsamlılarından birini İstanbul’da gerçekleştirdiklerini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Türkiye Yüzyılı buluşmalarımız bir kez daha göstermiştir ki AK Parti’nin en büyük gücü toplumun bütün kesimleriyle arasında kurduğu işte bu doğrudan ve sarsılmaz bağdır. Bu bağı zayıflatmaya hiç kimsenin gücü yetmeyecektir. Tekrar altını çizerek söylüyorum, davamıza zarar verecek, ülkemizin dört bir yanında AK Parti’ye aşkla hizmet eden kardeşlerimizin gayretine halel getirecek, onların tertemiz duygularına leke düşürecek hiçbir teşebbüse bugüne kadar göz yummadık, bundan sonra da göz yummayız. Rabbim bizi milletimizin yolunda, Türkiye’ye hizmet yolundan ayırmasın diyorum. Biraz önce aramıza katılan belediye başkanlarımıza, AK Parti ailesine hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum. Sizlere çalışmalarınızda başarılar diliyorum.”

GENÇ GAZETECİLER ANKARA

HABER BURADA

Adalet

“Her kim milletin hakkına, hukukuna, malına, mülküne el uzatırsa karşısında bizi bulur, devleti bulur”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “İster piyasa manipülasyonuyla, ister borsa oyunlarıyla, ister belediyelerde yaşandığı gibi apaçık yolsuzluk yaparak olsun, her kim milletin hakkına, hukukuna, malına, mülküne el uzatırsa karşısında bizi bulur, devleti bulur. Kimse bizi başkalarıyla karıştırmasın” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı.

Toplantıda ele alınan konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Kabinemizin 72. toplantısını az önce tamamladık. Toplantımızda ilk olarak güvenli okul ikliminin inşası ve güçlendirilmesine yönelik hususları istişare ettik. Biliyorsunuz geçen sene yaşadığımız üzücü hadiseler sebebiyle okullarımızın güvenliğini artıracak ek önlemleri uygulamaya koymuştuk. Bugün hem bunları tekrar gözden geçirdik, hem de alınabilecek ilave tedbirleri görüştük.

Bu vesileyle geçen hafta Manisa-Turgutlu’da meydana gelen menfur olaydan etkilenen çocuklarımıza tekrar geçmiş olsun diyor, tedavileri devam eden üç evladımıza Rabbimden acil şifalar niyaz ediyorum.

Yine bugün öğle saatlerinde Osmaniye’de yeğeni tarafından katledilen öğretmenimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.

“81 İLİMİZİN GELECEĞİNİ ESERLERLE, YATIRIMLARLA, PROJELERLE AYDINLATMAYA DEVAM EDİYORUZ”

Değerli arkadaşlar; son toplantımızdan bu yana yine yoğun bir mesaiyle ülkemize ve aziz milletimize aşkla hizmet etmeyi sürdürdük. İçeride toplu açılış törenleri, dışarıda uluslararası toplantılarla Türkiye’yi dünyada hak ettiği yere getirmenin mücadelesini verdik. Özellikle dış politika kulvarında dolu-dolu geçen bir gündemimiz oldu.

8 Eylül’de üst üste ikinci kez Avrupa Şampiyonu olarak milletimize büyük bir gurur yaşatan Filenin Sultanlarını Külliyemizde misafir ettik. 3 yıl önce Belçika’da ulaştığımız zaferi bu kez kendi evimizde hem de muhteşem bir geri dönüşle tekrarlayan A Millî Kadın Voleybol Takımımızı şahsım ve milletim adına bir kez daha gönülden tebrik ediyorum.

Aynı şekilde 2026 Avrupa Boks Şampiyonası’nda 70 kiloda altın madalya kazanan millî boksörümüz Busenaz Sürmeneli’yi kutluyor, başarılarının artarak devam etmesini diliyorum.

Elde ettikleri önemli başarılarla millî sporcularımız 86 milyonun göğsünü kabartırken, biz de 81 ilimizin geleceğini eserlerle, yatırımlarla, projelerle aydınlatmaya devam ediyoruz. Milletimizin bize yüklediği emanet her anımızı, her günümüzü Türkiye için seferber etmemizi zorunlu kılıyor. Biz de bu mukaddes emanetin hakkını en güzel şekilde vermenin gayretindeyiz.

11 Eylül’de hem inşası tamamlanan yatırımlarımızın açılışını yapmak, hem de yeni eserlerimizin temellerini atmak üzere baba ocağımız Rize’deydik. TOKİ konutlarımızdan millet bahçelerimize, yeni işyerlerinden okul ve öğrenci yurtlarına, kültür ve sanat merkezlerinden ve spor tesislerine tam 26 projemizi Rizeli vatandaşlarımızın hizmetine sunduk. Kısa süre içerisinde nihayete erecek 3 yeni yatırımın da temellerini attık. Toplam değeri 10 milyar lirayı aşan bu eser ve yatırımların Rize’mize ve ülkemize bir kez daha hayırlı olmasını temenni ediyorum.

“2 BİN 820 METRE UZUNLUĞUNDAKİ DÖRDÜNCÜ ANA PİSTLE HAVALİMANIMIZIN TOPLAM PİST SAYISI 6’YA ÇIKTI”

13 Eylül’de ise şehir hastanemizin kurdelesini kesmek üzere istiklal meşalemizin ilk yakıldığı şehir olan Samsun’umuzu ziyaret ettik. 234 bin metrekare alanda inşa ettiğimiz Samsun Şehir Hastanemiz, 1.458 yatak kapasitesi, 230 yoğun bakım yatağı, son teknolojiye sahip 40 ameliyathanesi, 320 poliklinikle şehrimize hizmet verecek. Toplam 17 milyar liralık bu muazzam yatırımın Samsun’umuz, bölgemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyor, emeği geçenleri tebrik ediyorum.

18 Eylül’de İstanbul’a yeni bir eser daha kazandırmanın kıvancını yaşadık. Muhalefetin, “buraya uçak inmez” dediği İstanbul Havalimanımız açıldığı ilk günden bu yana biliyorsunuz rekora doymuyor. Kuş uçmaz, kervan geçmez, böyle bir yerde havalimanının ne işi var diyerek kara çaldıkları bu eser geçtiğimiz yıl 84,5 milyon yolcuya ev sahipliği yaptı. Nisan 2025’te üçlü bağımsız paralel pist operasyonunu hayata geçirmiştik. Böylece havalimanımız dünyada ikinci, Avrupa’da ise ilk kez aynı anda üç pistten bağımsız iniş-kalkış yapılabilen merkezler arasına girmişti. Bunu hizmete verdiğimiz dördüncü ana pistle daha da güçlendirmiş olduk. 890 milyon euro yatırım değerine sahip 2 bin 820 metre uzunluğundaki dördüncü ana pistle havalimanımızın toplam pist sayısı 6’ya çıktı. Bekleme sürelerini kısaltan, yakıt, zaman ve emisyon tasarrufu sağlayan, olumsuz hava şartlarında bile iniş-kalkış emniyetini üst seviyeye çıkartan yeni pistimizin de hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Kıymetli basın mensupları; Gaziler Gününü idrak ettiğimiz 19 Eylül’de şehit yakınlarımız, gazilerimiz ve gazi yakınlarımızın kamu kurumlarına atamalarını gerçekleştirdik. Yeni görevlerine başlayan 571 kardeşimizle birlikte kamuda istihdam edilen şehit yakını, gazi ve gazi yakını sayısını 53 bin 179’a yükselttik. Bir defa hepimiz şunun çok net farkındayız: İstiklal ve istikbalimiz için serden geçen şehitlerimizin, birlik ve beraberliğimiz için bedel ödeyen gazilerimizin, nice acıya, zorluğa göğüs geren şehit yakınlarımızın hakkını hiçbir zaman tam olarak ödeyemeyiz. Bununla birlikte devlet olarak imkânlarımız nispetinde elimizden gelenin en iyisini yapmaya özellikle gayret ediyoruz. Şehitlerimizin emanetine gözümüz gibi bakmaya, hayata geçirdiğimiz düzenlemeler ve attığımız adımlarla şehit ailelerimiz, gazilerimiz ve gazi yakınlarımızın hayatını kolaylaştırmaya inşallah devam edeceğiz.

Buradan yeni atanan kardeşlerimize milletimize hizmet yolunda Cenab-ı Allah’tan başarılar temenni ediyor, şehitlerimizi rahmetle yâd ediyorum. Tahriklere kapılmayarak o vakarlarını, o metanetlerini, hepimize örnek olan o asil duruşlarını bozmayan tüm şehit ailelerimizden Allah razı olsun.

“GÜVEN VE REFAHIN HÂKİM OLDUĞU YENİ BİR DÜZENİN REÇETESİNİ BEŞ MADDE HÂLİNDE DÜNYA İLE PAYLAŞTIK”

Sevgili vatandaşlarım; 20 Eylül’de Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu’na katılmak üzere New York’a gittik. Bu sene “Güveni Yeniden İnşa Etmek, Dönüşümü Yönetmek” temasıyla düzenlenen görüşmelerin ikinci gününde 16. kez Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na hitap ettim. Konuşmamızda daha adil, temsil gücü yüksek, güven ve refahın hâkim olduğu yeni bir düzenin reçetesini beş madde hâlinde dünya ile paylaştık. Filistin, Rusya-Ukrayna ve İran başta olmak üzere çevremizde yaşanan savaş ve çatışmaların çözümüne ilişkin kanaatlerimizi dile getirdik. İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’da estirdiği devlet terörü yine gündemimizin en üst sırasındaydı. Filistin Devlet Başkanı Sayın Mahmut Abbas, maalesef bu sene de vize engeli sebebiyle Genel Kurul’a bizzat hitap edemedi. Kelimeleri buram-buram kan kokan savaş suçluları yalanlarını sıralamak için Birleşmiş Milletler kürsüsünde kendilerine yer bulurken, Sayın Abbas’ın orada olamaması insanlık adına utanç verici bir durumdur. Bu adaletsizliğin vicdanları kanattığını bir kez daha belirtmek istiyorum. Tabii biz o gün orada sadece milletimiz adına değil, aynı zamanda Filistinli mazlumlar, Lübnanlı masumlar adına da konuştuk. Bundan geri adım atmayacağız. İnsanlığa karşı suç işleyenler, 74 bin Gazzeli kardeşimizin kanını dökenler, Lübnan’dan Suriye’ye bölgemizde terör estirenler hukuk önünde hesap verene kadar duruşumuzu asla bozmayacak, hakkı haykırmaya, hakikatleri söylemeye cesaretle devam edeceğiz.

Burada şunun da bilinmesinde fayda görüyorum: Bugün geçmişe kıyasla daha güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti var. Bugün geçmişe kıyasla istikbaline daha umutla bakan, etrafına güven aşılayan, dostlarının güven duyduğu bir Türkiye Cumhuriyeti var. En önemlisi de bugün içeride bin yıllık kardeşlik hukukunu tekrar tesis eden, dışarıda komşularıyla tekrar kucaklaşan bir Türkiye Cumhuriyeti var. Büyük düşünen, büyük adımlar atan, büyük hedefler belirleyip o hedeflere azimle ilerleyen bir devletiz. Allah’ın izniyle bu yolu sonuna kadar sabırla yürüyeceğiz.

Aziz milletim; bundan beş sene önce ülkemize kazandırdığımız Birleşmiş Milletler’in tam karşısındaki Türkevimiz yine diplomasinin kalbinin attığı bir merkez oldu. Birçok devlet ve hükûmet başkanını Türkevi binamızda misafir ettik. New York’ta bulunduğumuz süre zarfında toplam 17 devlet ve hükûmet başkanıyla ikili görüşmeler gerçekleştirdik. Sayın Trump’ın daveti üzerine Amerika ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin katıldığı toplantıya iştirak ederek bölgede barış ve istikrarın yeniden tesisine yönelik kanaatlerimizi paylaştım. Amerikan iş çevreleriyle bir araya gelerek ülkemizdeki yatırım fırsatlarını değerlendirdik. Türk-Amerikan Müslüman toplumunun yer aldığı programda farklı eyaletlerde yaşayan vatandaşlarımızın yanı sıra Amerika’daki dost ve kardeşlerimizle de hasret giderdik. Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu vesilesiyle gerçekleştirdiğimiz temas, görüşme ve toplantıların ülkemiz, milletimiz ve mazlum coğrafyalar için bir kez daha hayırlara vesile olmasını diliyorum.

26 Eylül’de 21. MÜSİAD Expo Uluslararası Ticaret Fuarı ve 29. Uluslararası İş Forumu’nun kapanış törenine iştirak ettik. Hem fuarın, hem de iş forumunun yeni ortaklıklara kapı aralamasını ümit ediyor, MÜSİAD’ımızı gayretlerinden ötürü tebrik ediyorum.

“TÜRKİYE’NİN FİNANSAL SİSTEMİ GÜÇLÜDÜR”

Değerli basın mensupları, kıymetli arkadaşlar; bugünkü kabine toplantımızda 17 Eylül’den beri gündemde olan fon konusunu etraflıca değerlendirme fırsatı bulduk. Adalet Bakanımız ile Hazine ve Maliye Bakanımız kapsamlı birer sunum yaptılar. Şimdiye kadar atılan adımlarla ilgili kabine üyelerimizi bilgilendirdiler. Malumunuz bu meseleye nasıl yaklaştığımızı New York dönüşü yaptığımız basın toplantısında kamuoyumuza ilan etmiştik. Ama şunu bugün bir kere daha açık açık ifade etmek isterim: İster piyasa manipülasyonuyla, ister borsa oyunlarıyla, ister belediyelerde yaşandığı gibi apaçık yolsuzluk yaparak olsun, her kim milletin hakkına, hukukuna, malına, mülküne el uzatırsa karşısında bizi bulur, devleti bulur. Kimse bizi başkalarıyla karıştırmasın. Kimse bizi milyarlarca liralık yolsuzlukları savunmak için meydan-meydan, şehir-şehir dolaşanlarla mukayese etmesin. Biz onlara benzemeyiz. Bizim kırmızı çizgimiz, aziz milletimizdir. Milletimiz söz konusu olduğunda da tavrımız bellidir. Biz ne hak yeriz, ne de vatandaşın hakkının yenilmesine göz yumarız. Hele hele başkaları gibi hak yiyenleri savunma yoluna asla gitmeyiz. Aramızdaki fark işte budur. Söz konusu insanımızın huzuru ise, söz konusu 86 milyonun ekonomik güvenliği, refahı, kalkınması ise bunda en küçük bir tereddüt göstermeyiz. Bu konudaki kararlılığımızı şüpheye mahal vermeyecek biçimde zaten ortaya koyduk. Sermaye piyasalarımızda yaşanan gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Ekonomi kurmaylarımız diğer sorumlu birimlerimizle koordinasyon içinde yoğun bir mesai ile çalışmaktadır. Biz de ilgili arkadaşlarımızla istişare hâlinde gerekli adımların atılmasını süratle temin ediyoruz.

Burada şu gerçeği tekrar hatırlatmak istiyorum: Türkiye, bugün 2 trilyon dolara yaklaşan bir ekonomik büyüklüğe sahiptir. Türkiye’nin finansal sistemi güçlüdür. Yaşanan sorun, fon piyasasının sınırlı bir bölümünde meydana gelmiştir. Finansal sistemimize sirayet etmiş herhangi bir risk mevzu bahis değildir. Türk sermaye piyasası dayanıklıdır. Temelleri sağlamdır. Bu sınamanın üstesinden rahatça gelecek kapasiteye de hamdolsun ziyadesiyle sahiptir. Her kim aksini iddia ediyorsa, Türkiye borsasına, Türkiye ekonomisine, Türk halkına çok büyük bir haksızlık yapmış olur. Sırf siyasi mevzi kazanmak uğruna muhalefet figürleri dahil hiç kimsenin ekonomimize zarar vermeye, yatırımcıları tedirgin etmeye hakkı yoktur.

Şu noktanın da altını özellikle çiziyorum: Hiçbir sebep yabancı basın kuruluşlarına yazılar yazarak kendi ülkesini kötülemenin gerekçesi olamaz. Şikâyet mektuplarıyla Batılı ağababalarından yardım dilenen zihniyeti bugün bir kez daha milletimizin derin irfanına havale ediyorum. Böyle bir zihniyetten ülkeye de, millete de hiçbir fayda gelmez. Bizim son 25 senedir olduğu gibi, bugün de uğruna canımız feda dediğimiz Türkiye’nin itibarını artırmaktan, ferdi olmaktan her zaman iftihar ettiğimiz Türk milletini tüm dünyada layıkıyla temsil etmekten, 86 milyonun hak ve hukukunu korumaktan başka bir derdimiz yoktur ve olmayacaktır.

“PİYASA BOZUCU EYLEMLERE GİRİŞTİĞİ TESPİT EDİLENLER HUKUK ÖNÜNDE BUNUN HESABINI VERECEKTİR”

Sevgili vatandaşlarım; sermaye piyasalarının doğası gereği son derece dikkatli hareket ediyoruz. Kapatılan fonların tasfiye süreciyle ilgili çalışmalar titizlikle yürütülüyor. Gerek fonlar, gerek hisse senetleri üzerinden oynanan, çevirip haksız kazanç elde edenler hakkında gerekli soruşturmalar yapılıyor. Fonlar vasıtasıyla piyasa bozucu eylemlere giriştiği tespit edilenler hukuk önünde bunun hesabını verecektir.

Tabii burada bir diğer kritik husus, benzer bir sorunun tekrar yaşanmasının önüne geçilmesidir. Bununla ilgili çalışmaları da yapıyoruz. Sermaye piyasalarımızın işleyişini çok daha sağlıklı hâle getirecek idari ve hukuki düzenlemeleri inşallah süratle hayata geçireceğiz. Şundan herkes emin olsun, müsterih olsun: Devletimizin ilgili kurumları yoğun bir mesai içindedir. Yarın ekonomi kurmaylarımızla ve sorumlu kurumlarımızın yöneticileriyle bir araya geleceğim. Sermaye piyasası kurulları içinde, hukuk devleti sınırları dâhilinde, maşeri vicdanın rehberliğinde gereken her türlü adım atılacaktır.

Bu düşüncelerle Kabine Toplantımızın hayırlara vesile olmasını diliyor, ekranları başında bizleri izleyen aziz vatandaşlarımı bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Son olarak bu akşam UEFA Uluslar Ligi’nde İtalya’ya karşı mücadele edecek A Millî Futbol Takımımıza yürekten başarılar diliyorum.”

GENÇ GAZETECİLER ANKARA

HABER BURADA

Dünya

“Uluslararası hukukun güçlüye farklı, zayıfa farklı uygulandığı mevcut anlayışı değiştirmek mecburiyetindeyiz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, “Uluslararası hukukun güçlüye farklı, zayıfa farklı uygulandığı mevcut anlayışı değiştirmek mecburiyetindeyiz, unutulmasın ki; yapanın yanına kâr kaldığı, dahası cezasızlığın sıradanlaştığı bir uluslararası sistem çürümeye mahkûmdur” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD’nin New York şehrinde Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu görüşmelerinde katılımcılara hitap etti.

Konuşmasına BM’nin 81’inci Genel Kurulu’nun başta mazlumlar olmak üzere, tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını dileyerek başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Genel Kurul Başkanlığını tamamlayan Annalena Baerbock’a teşekkür etti, başkanlık görevini devralan Khalilur Rahman’a da başarılar diledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaklaşık 10 yıldır BM Genel Sekreterliği görevini yürüten Antonio Guterres’e de çabalarından dolayı teşekkür etti.

Bir üzüntüsünü dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları ifade etti: “Üye ülkelerin kahir ekseriyetinin resmen tanıdığı Filistin Devleti’nin değerli Başkanı Sayın Mahmud Abbas, üst üste iki yıldır bu salonda yer alamıyor. Filistinli kardeşlerimize yönelik bu haksızlık, vicdanları yaralamaktadır. Bilinmesini isterim ki, Sayın Abbas bizzat burada bulunamasa da bizler, tıpkı geçen yıl olduğu gibi özgür ve egemen Filistin Devleti’nin sesi olacak, Filistin halkının mücadelesini bu kürsüden dünyaya duyurmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle, bugün bir kez daha Filistin Devleti’ni henüz tanımamış tüm ülkeleri bu kararlarını gözden geçirmeye davet ediyorum.

“GAZZE’DE ÇOĞU ÇOCUK VE KADIN 74 BİN KARDEŞİMİZ İSRAİL’İN DEVLET TERÖRÜNÜN KURBANI OLDU”

26 Haziran 1945’te Birleşmiş Milletler Antlaşması imzalanırken üye ülkeler büyük bir umutla şunları deklare etmişlerdi: ‘Biz Birleşmiş Milletler halkları, bir insan ömrü içinde iki kez insanlığa tarif olunmaz acılar getiren savaş felaketinden gelecek kuşakları korumaya, temel insan haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine, adaletin korunması ve antlaşmadan doğan yükümlülüklere saygı gösterilmesi için gerekli koşulları oluşturmaya, iyi komşuluk anlayışı içinde birbirimizle barışık yaşamaya, uluslararası barış ve güvenliği korumak için güçlerimizi birleştirmeye karar verdik’ demişlerdi. Anlaşmanın üzerinden 81 yılı aşkın bir süre geçti ama insanlık hâlen o günkü güçlü iradenin hayat bulacağı günleri hasretle bekliyor.”

Öyle çok uzağa gitmeye gerek olmadığını, sadece son bir yıldaki tabloya göz atmanın kâfi olacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bakınız geride bıraktığımız 12 ay, 60’ı aşkın çatışma ve savaşla, son 30 yılın en kanlı dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçti” dedi.

Gazze’den Ukrayna ve Rusya’ya, Myanmar’dan Darfur’a, İran’dan Lübnan’a 250 bin insanın hayatını kaybettiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çok daha fazlası tarifsiz acılar yaşadı. Yüz binlercesi doğduğu, büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kaldı. Yalnızca Gazze’de son üç yılda çoğu çocuk ve kadın 74 bin kardeşimiz İsrail’in devlet terörünün kurbanı oldu. Gazze halkı hâlen yıkıntıların altında sevdiklerini arıyor, eşlerinin, çocuklarının, anne-babalarının naaşlarını çıkarıyor” diye konuştu.

İsrail’in saldırılarında ellerini ve ayaklarını kaybeden masum çocukların tahtadan yapılan protezlerle okullarına gitmeye, hayata tutunmaya çalıştığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gazze’deki hastanelerde yakıt sıkıntısı nedeniyle jeneratörlerin yüzde 70’inden fazlasının hizmet veremediğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Evlatlarının ve torunlarının üzerine titreyen bir baba, bir dede olarak, bu kürsüde içim parçalanarak şunu ifade etmek zorundayım; Gazze, bugün sadece dünyanın en büyük çocuk kabristanı değildir. Aynı zamanda dünyada en yüksek çocuk ampute oranına sahip bölgedir. Gazze, çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici temerküz kampıdır. Başkan (Donald) Trump’ın gayretleri ve bizim de dâhil olduğumuz ülkelerin katkılarıyla varılan ateşkes sonrasında bile katledilen Gazzelilerin sayısı 1500’ü aşmıştır. Filistin Direniş Hareketi, barış planının ikinci aşamasına geçişi kabul ettiği hâlde İsrail Hükûmeti, işgali durdurmaya yanaşmıyor. Batı Şeria’da ise yerleşimci terörünün en ağır dönemi yaşanıyor.”

“BARIŞ VE GÜVENLİĞİ KORUMAK İÇİN KURULAN BM, GÖREVİNİ İCRA EDEMEZ HÂLE GELMİŞ, GETİRİLMİŞTİR”

Kudüs’te, Müslüman ve Hristiyanların kutsal mekânlara erişiminin engellendiğini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hepimizin ortak girişimi olan UNRWA yok edilmek isteniyor. Bugün kalbimle kelamım arasına yine perde koymadan bazı gerçekleri burada açık açık ifade edeceğim. Kimse kusura bakmasın, kimse gücenmesin, alınmasın. Bu, Tayyip Erdoğan’ın şahsi meselesi değildir. Bu, insani bir meseledir, hepimiz için vicdani bir meseledir. Karşımızda öldürmeye doyamayan soykırımcı bir zihniyet var. Karşımızda son derece vahim bir tablo var. Yüreğinde insanlık olan, yüreğinde merhamet, şefkat olan, insaf ve vicdan sahibi hiç kimse bu tabloya gözlerini kapatamaz.

Hepimizi sarsması gereken bu manzaranın bize anlattığı şudur; bundan 81 yıl önce barış ve güvenliği korumak için kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatı, bu görevini icra edemez hâle gelmiş, daha doğrusu getirilmiştir. Teşkilat, kan kaybetmeye devam etmektedir. Filistin’de, Lübnan’da, Sudan’da ve diğer kriz bölgelerinde umutlarını Birleşmiş Milletlere bağlamış olanlar, derin bir hayal kırıklığı içindedir.”

Bir gün herkesin, insanlığın ortak vicdanına sığınmak zorunda kalacağına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün kendimizi güven içinde, refah içinde, esenlik içinde hissedebiliriz. Çatışma bölgelerinden, kriz bölgelerinden uzakta konfor içinde yaşayabiliriz. Fakat yarın ne olacağını, başımıza ne geleceğini hiçbirimiz bilemeyiz. Bunun için uluslararası sisteme duyulan güvenin yeniden tesisine odaklanan bu yılki Genel Kurul temasını fevkalade isabetli buluyorum” ifadelerini kullandı.

BM Genel Sekreteri’nin BM80 Girişimi dâhil bu yönde sarf ettiği samimi çabaları desteklediklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu reform iradesinin müteakip Genel Sekreter döneminde de sürdürülmesini beklediklerini söyledi.

Birleşmiş Milletler’e olan güvenin gerçekten artırılmak istenmesi durumunda yapılması gerekenlerin belli olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Gazze’de çocuklar güven içinde olacak. Filistinli yavrular gökyüzüne bakınca savaş uçaklarını, İHA’ları, SİHA’ları değil; özgürce süzülen uçurtmaları görecek. Lübnan’da çocuklar gecenin bir vaktinde bomba sesleriyle uyanmayacak. Asyalı emekçilerin alın teri, vahşi kapitalistler tarafından sömürülmeyecek. Afrikalı kardeşlerimiz, geleceklerine en az müreffeh ülkelerin vatandaşları kadar güvenle bakacak, umutla bakacak. Birleşmiş Milletler’e güven ancak bu şekilde yeniden sağlanabilir. 190’dan fazla ülkenin iradesinin beş ülkenin keyfine bağlı olduğu bir yapı, kabul edelim ki ne adildir ne de güveni tam manasıyla tesis edebilir. Güvenlik Konseyi, ‘dünya beşten büyüktür’ ilkesine göre mutlaka reforme edilmelidir.”

“CEZASIZLIĞIN SIRADANLAŞTIĞI BİR ULUSLARARASI SİSTEM ÇÜRÜMEYE MAHKÛMDUR”

Bir yandan hızla gelişen teknolojiye ayak uydurmaları gerekirken, diğer yandan daha adil bir düzenin inşası gibi meşakkatli ancak ulvi bir sorumluluk taşıdıklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bu noktada bazı temel prensipleri sizlerle burada paylaşmak istiyorum: Evvela uluslararası hukukun güçlüye farklı, zayıfa farklı uygulandığı mevcut anlayışı değiştirmek mecburiyetindeyiz, unutulmasın ki; yapanın yanına kâr kaldığı, dahası cezasızlığın sıradanlaştığı bir uluslararası sistem çürümeye mahkûmdur. İkinci olarak, uluslararası iradenin krizlerin çözümünde tıkandığı her aşamada, yeni bir yol açmak için bölgesel sahiplenmeyi kullanmak durumundayız. Türkiye olarak, bu ilkeyle hareket ettiğimiz, Karadeniz Tahıl Koridoru gibi her konuda netice aldık; hem bölgesel hem küresel güvenliğe katkı sunduk. Üçüncü olarak, iş birliğini ve açık diplomasiyi devletlerarası münasebetlerin merkezine koyan bir anlayışı mutlaka yeniden tesis etmeliyiz. Güvensizlik üzerine bina edilen bir siyaset anlayışının kazananı olmadığını tarih bize acı tecrübelerle pek çok defa göstermiştir. Dördüncü olarak, dünya genelinde gittikçe derinleşen gelir adaletsizliklerine çözüm üreten yeni bir paradigmayı beraber inşa etmeliyiz. Biz, bunun yolunun ortak kalkınma, dayanışma ve bağlantısallıktan geçtiğine inanıyoruz. Birbirine yollarla, ticaretle, enerji hatları ve ortak üretimle bağlanan toplumlar, eninde sonunda huzur ve istikrarda da birleşecektir. Son olarak, insan merkezli teknoloji anlayışını hâkim kılarak, teknolojiye sahip olanlar ve olmayanlar arasında yeni duvarlar örülmesine izin vermemeliyiz. Bilinmelidir ki tekno kutuplaşma ve dijital hegemonya, ne Birleşmiş Milletler merkezli sistemin ne de onun asli unsuru olan devletlerin hayrınadır.”

“FİLİSTİN DEVLETİ’Nİ BOĞMA GİRİŞİMLERİ HÜSRANA UĞRAYACAKTIR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye olarak bu ilkeleri sadece dile getirmekle kalmadıklarını, attıkları her adımda daha adil ve insani bir uluslararası sistemin arayışında olduklarını belirterek, şunları kaydetti: “Bölgesel sahiplenme anlayışıyla Pakistan ve Suudi Arabistan ile kurduğumuz Savunma İttifakı hem aramızdaki dayanışmayı perçinliyor hem de bölgemizdeki sorunlara bölge içerisinden çözümler üretmeyi amaçlıyor. Körfez’de fitili ateşlenen çatışma ve savaş ortamının sona erdirilmesi için ilgili aktörlerle yürüttüğümüz çabalarımız sürüyor. Buradaki çatışmaları civar bölgelere yaymak gibi tehlikeli bir girişimin kimseye faydası olmadığının altını önemle çiziyorum. Gazze’de ise bir yıl evvel Şarm El-Şeyh’te attığımız imzanın takipçisiyiz. Gazze’nin yeniden inşasına vakit kaybetmeden başlamamız gerekiyor. Bu konuda sizleri, İsrail üzerinde daha fazla baskı kurmaya çağırıyorum. Şunu artık herkes anlasın ve kabul etsin: Filistin Devleti’ni boğma girişimleri hüsrana uğrayacaktır. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve toprak bütünlüğüne sahip Filistin Devleti’nin vücut bulacağı o güzel günleri inşallah göreceğiz.”

“KARDEŞ SURİYE HALKININ YANINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

Suriye’nin 14 yıllık zulmün ardından 8 Aralık Devrimi ile yeni bir yola girdiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Cumhurbaşkanı (Ahmed) Şara’nın liderliğinde Suriye’nin her türlü iç ve dış tahrike rağmen güvenli, huzurlu bir ülke olma hedefine doğru ilerlediğini görüyoruz. Bu yolculuklarında kardeş Suriye halkının yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.

Irak’la ilişkilere de değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Bir diğer komşumuz Irak’ta, devlet otoritesinin güçlendirilmesi ve istikrarın tahkim edilmesi çabalarına desteğimiz tamdır. Kalkınma Yolu Projesi başta olmak üzere bölgemizin refahını artıracak stratejik ulaştırma ve enerji projelerinde Irak’la iş birliği içerisinde çalışıyoruz. Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ise Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğü sağlanarak sona ermesi samimi arzumuzdur. Karadeniz’de seyrüsefer emniyetinin yeniden tesisi, gıda güvenliğinin temini ve savaşın daha geniş bir coğrafyaya yayılmasının önlenmesi amacıyla taraflarla temaslarımızı sürdürüyoruz. Karadeniz’de ticari gemilere yönelik son saldırıların, kim tarafından yapılırsa yapılsın, kabul edilemez olduğunu bilhassa vurguluyorum.”

“KIBRIS TÜRK HALKININ EGEMEN EŞİTLİĞİ VE EŞİT ULUSLARARASI STATÜSÜ TESCİL EDİLMELİ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer serbestisinin korunması gerektiğine inandıklarını dile getirerek, “Ege ve Doğu Akdeniz’de mevcut meselelerin iyi komşuluk ilişkileri temelinde ve uluslararası hukuka uygun biçimde çözülmesini arzu ediyoruz. Doğu Akdeniz Konferansı önerimiz, müşterek bir zemin oluşturulmasına katkı yapacaktır. Bu vesileyle Birleşmiş Milletler Genel Kurullarında yaptığım çağrıyı bugün bir kez daha tekrarlıyorum: Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tescil edilmeli, maruz bırakıldığı gayriinsani izolasyon artık son bulmalıdır. Uluslararası toplumu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımaya ve bu devletle siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler tesis etmeye davet ediyorum” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin gelişen savunma sanayisiyle, şoklara karşı dirençli ekonomisiyle çatışmaların ortasında istikrar adası olmayı sürdürdüğünü vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemiz, Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olarak kıtanın refah ve güvenliğinin temininde önemli roller üstlenmektedir” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu: “Temmuz ayında başarıyla ev sahipliği yaptığımız NATO Ankara Zirvesi, ortak güvenliğimize ilişkin kararlılığımızın somut bir nişanesi olmuştur. Türkiye’nin güvenlik mimarisinin dışında bırakıldığı bir Avrupa’nın daha güçlü, daha güvenli olması, açık söylüyorum, mümkün değildir. Avrupa Birliği ile geleceğimizi işte bu stratejik vizyonla şekillendiriyoruz. Aynı vizyonu AB’den de bekliyoruz. Balkanlar, bizim güçlü tarihi, kültürel ve beşeri bağlarımızın olduğu bir bölgedir. Balkan Barış Platformu’nda iş birliğimizi derinleştirecek ortak adımlar atıyoruz. Güney Kafkasya’ya bakışımız da son derece nettir: Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barışın tesisini temenni ediyoruz. Sayın (İlham) Aliyev ile Sayın (Nikol) Paşinyan’ın ortaya koydukları çözüm iradesini takdirle karşılıyor, destekliyoruz. Ermenistan ile yürüttüğümüz normalleşme sürecini de kararlılıkla ilerletiyoruz.”

“TÜM İHTİLAFLARIN, İLGİLİ BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ŞARTI VE KARARLARI ÇERÇEVESİNDE DİYALOGLA ELE ALINMASI ÖNEMLİDİR”

Türk Devletleri Teşkilatı’nın yıldan yıla güçlenen örnek bir bölgesel iş birliği modeli hâline geldiğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, 30 Ekim’de Ankara’da yapılacak 13’üncü Liderler Zirvesi’nin Teşkilatın önünde yeni kapılar, yeni ufuklar açacağını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, aralık ayında Libya’da düzenleyecekleri 4’üncü Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi’nin 20 yılı aşkın süredir geliştirdikleri kurumsal ortaklıklarının sembolü olduğunu belirterek, şunları kaydetti: “Güney Asya’da Keşmir meselesi dâhil tüm ihtilafların, ilgili Birleşmiş Milletler Şartı ve kararları çerçevesinde diyalogla ele alınması önemlidir. Yapıcı hareket edildiği takdirde her türlü sorunun çözümü mümkündür. Aynı durum Afrika kıtasındaki gerilimler için de geçerlidir. Sudan’da ateşkes ve kalıcı barış çabalarına, Somali’de güvenlik, kalkınma ve kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi gayretlerine desteğimiz tamdır. Libya’da istikrar ve sükûnetin korunması önceliğimizdir. Gündemdeki uzlaşı sürecinin, Libyalıların liderliği ve sahipliğinde yürütülmesi zaruridir. Biz de Türkiye olarak bu sürecin başarısı için desteğimizi sürdürüyoruz. Öte yandan, Yeniden Asya Girişimi’mizle, Asya-Pasifik’teki ortaklarımızla ilişkilerimizi geliştirmeye devam ediyoruz. ASEAN ile ilişkilerimizin Diyalog Ortaklığı düzeyine yükselmesini, bu yaklaşımın somut bir neticesi olarak görüyoruz. Aynı şekilde Latin Amerika ve Karayip ülkeleriyle ilişkilerimizi karşılıklı saygı, ortaklık ve kazan-kazan anlayışıyla geliştiriyoruz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, herkesin rızkını, yaşam kaynağını tabiattan aldığını ancak dünyanın çevre ve iklim noktasında ciddi tehditlerin eşiğinde bulunduğunu belirtti.

Hava, su ve toprağın yanında birçok canlının iklim değişikliğinden etkilendiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, gelişmekte olan ülkelerin ve Pasifik bölgesinin iklim krizini iliklerine kadar yaşarken, ihtiyaç duydukları finansmana erişimde ciddi zorluklarla karşılaştıklarına dikkati çekti.

Bu yıl kasım ayında Antalya’da COP31 Zirvesi’ne ev sahipliği yapacaklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Zirvede özellikle iklim adaletinin öne çıkarılmasını sağlayacağız. Avustralya ile geliştirdiğimiz ortaklıkla, COP31’i finansman taahhütlerinin yerine getirildiği, teknoloji transferinin hızlandırıldığı ve verilen sözlerin somut adımlara dönüştüğü bir ‘Uygulama COP’u, özellikle COP31’i bizler için tüm dünyada birleştiğimiz bir birliktelik hâline getirecektir. Bu fırsattan istifadeyle sizleri COP31 Liderler Zirvesi’ne davet ediyorum.

Eşim Emine Erdoğan’ın 2017’de ‘Dünya ortak evimizdir’ diyerek başlattığı Sıfır Atık Hareketi o günden bugüne küresel bir farkındalık seferberliğine dönüştü. Şurası bir gerçek ki iklim kriziyle mücadelenin kuşkusuz pek çok yolu vardır. Sıfır Atık Hareketi, tüm bu yolların birleştiği en sağlam köprüdür. Sizlerin de desteğiyle bu köprünün daha da güçleneceğine inanıyorum.”

“KÜRESEL GIDA GÜVENLİĞİNİN SAĞLANMASINA HER TÜRLÜ KATKIYI YAPMAYA HAZIRIZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, iklim değişikliği kadar büyük bir başka tehlikenin de tüketim hırsıyla israf kültürünün yaygınlaşması olduğunu söyledi.

Dünyada her yıl 5,8 trilyon tabak yemeğin çöpe gittiğine, 2 milyar tonun üzerinde gıdanın israf edildiğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir tarafta tonlarca yemeğin çöpe atıldığı, diğer tarafta yüz milyonlarca insanın çöpten yemek topladığı bir dünyada adaletten bahsedilemez. Türkiye olarak gerek israfın önlenmesi çalışmalarına gerekse küresel gıda güvenliğinin sağlanmasına her türlü katkıyı yapmaya hazırız. Bu anlayışla Dr. Mehmet Mehdi Eker’i Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatı Genel Direktörlüğüne aday gösterdik. Desteklerinizi esirgemeyeceğinize inanıyorum.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünya hızla değişirken insanlığın da eş zamanlı olarak yeni sosyal tehditlerle yüzleşmeye başladığını belirterek, Batı’da veba gibi yayılan İslam düşmanlığının bunların en başında geldiğini söyledi.

“YABANCI KARŞITLIĞI, KÜLTÜREL IRKÇILIK VE ANTİSEMİTİZM KARARLILIKLA MÜCADELE EDİLMESİ GEREKEN ZEHİRLİ AKIMLAR”

Bilhassa Müslüman kadınlar ve kız çocuklarının son yıllarda ayrımcılığa daha fazla maruz kaldığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kimi ülkelerin okullarda uygulamaya koyduğu başörtüsü yasaklarını, kadınların en temel haklarına yapılmış bir saldırı olarak görüyoruz” diye konuştu.

Artan yabancı karşıtlığı, kültürel ırkçılık ve antisemitizmin de kararlılıkla mücadele edilmesi gereken zehirli akımlar olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Küresel cinsiyetsizleştirme politikaları, aile kurumuyla birlikte masum çocukları da hedef alan bir kuşatmaya dönüşmüştür. Bu kuşatmayı, ancak kadın ve erkekten oluşan aileyi koruyarak kırabiliriz. Türkiye, lobilerin saldırılarına rağmen aile ve çocukların korunmasında inisiyatif almaya devam edecektir. Toplumsal barışı dinamitleyen bir diğer tehdit, sosyal medyada yaygınlaşan dezenformasyon faaliyetleridir. Hakikati savunmak, bugün daha önce hiç olmadığı kadar önemli hâle gelmiştir. Aynı tehlikeyle kontrolü giderek zorlaşan yapay zekâda da karşılaşıyoruz. Yapay zekâ için uluslararası ortak bir hukuki çerçeve oluşturulmasının vakti çoktan gelmiştir.”

Birleşmiş Milletler Uluslararası Yapay Zekâ Sözleşmesi’nin hazırlanması ve yürürlüğe konulması için yürütülen çalışmalara hız verilmesinin önemine vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün burada açık yüreklilikle dile getirdiğim gerçekler elbette birilerini rahatsız edecek, konforlarını bozacak, yalanlarının maskesini indirecektir. Bunların, sesimizi kısmak için her türlü algı operasyonuna başvuracaklarını da çok iyi biliyorum” dedi.

“HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSMAYIZ”

Şair merhum Sezai Karakoç’un “Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak. Hâlbuki biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Hâlbuki bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar. Vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar, Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar” şiirini seslendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı: “Tayyip Erdoğan olarak vicdanıyla, tarihiyle, merhametiyle büyük bir milletin Cumhurbaşkanı olarak, Rabbim ömür verdikçe, bu kürsüden mazlumların, mağdurların, kimsesizlerin hakkını savunmaya, onların da sesi olmaya, onlar için de konuşmaya, mücadele vermeye inşallah devam edeceğim. Biz, gerekirse sıkıntı çekeriz, gerekirse bedel öderiz, ama haksızlık karşısında susmayız, zulme asla rıza göstermeyiz.

Dünyanın gidişatına baktığımızda önümüzde iki yol olduğu görülecektir, ya korkuyla, çatışmayla ve içe kapanmayla belirsizliği daha da büyüteceğiz ya da adaletle, dayanışmayla ve ortak iradeyle geleceği beraber inşa edeceğiz. Şüphesiz, karanlığa yumruk sallamak kolaydır. Zor olan, o karanlığı aydınlatacak bir mum yakabilmektir. Türkiye ikinci yolu seçmiştir ve bu yolda inşallah sabırla yürüyecektir. Rabbim yolumuzu açık etsin, yar ve yardımcımız olsun. Bu salonda ve dünyanın dört bir yanında bizleri dinleyen dostlarımızı bu ortak gelecek vizyonuna sahip çıkmaya davet ediyorum. Tekrar görüşmek dileğiyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

GENÇ GAZETECİLER : ABD

HABER BURADA

DÜNYA

seers cmp badge