Connect with us

Dünya

“Günü kurtarmak yerine, enflasyonu düşürerek kalıcı refah artışını sağlayacağız”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “Emeklilerimiz başta olmak üzere enflasyonun ücretli kesimde yol açtığı sıkıntıları yakinen biliyoruz. Bu konuda tavrımız palyatif tedbirlerle günü kurtarmak yerine enflasyonu düşürerek kalıcı refah artışını sağlamaktır” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı.

Toplantıda ele alınan konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedi azaptan kurtuluş olan bir Ramazan-ı Şerifi, bayramı geride bıraktık. Rahmet, bereket ve yardımlaşma ayı olan Ramazan-ı Şerifin manevi iklimini en güzel şekilde teneffüs etmek için hep birlikte gayret gösterdik. Ramazan Bayramı’nı da ruhuna uygun şekilde kırgınlıkları giderdiğimiz, birlik ve beraberliğimizi perçinlediğimiz bir kardeşlik şölenine dönüştürdük.

Rabbimden bizleri sağlık ve huzur içinde daha nice Ramazan-ı Şeriflere ve bayramlara ulaştırmasını niyaz ediyorum.

İdari izinle birlikte dokuz güne çıkardığımız bayram tatili boyunca tüm Türkiye genelinde ciddi bir insan ve araç trafiği yaşandı, kara, hava ve demir yollarımızı kullanan kişi sayısı 120 milyonu geçti. Gerek yollarımızın kalitesi, gerekse emniyet birimlerimizin aldığı tedbirler sayesinde bu yoğun süreci geçmiş yıllara göre az bir kayıpla atlattık. Muhalefetten gelen eleştirilere rağmen hizmete aldığımız köprülerin ve otoyollarımızın trafiği ne kadar rahatlattığını bir kez daha görmüş olduk. Sadece Osman Gazi Köprümüzden 5 Nisan-14 Nisan arasında geçen araç sayısı 941 bini aştı. İstanbul Havalimanı’nda 2 milyon 213 bin yolcuya hizmet verildi. Antalya Havalimanımız 14 Nisan Pazar günü 11 bin 260 yolcuyla 2024’ün en yüksek rakamına ulaştı. Yüksek hızlı trenlerle 1 milyon insanımız seyahat etti. Benzer rakamlar diğer ulaştırma projelerimiz için de geçerlidir.

Kamu-özel iş birliğiyle devletin kasasından tek kuruş çıkmadan hayata geçirdiğimiz projelerimizin milletimizin hayatını kolaylaştırma yanında ülkemiz ekonomisine de katkı sağlamasından memnuniyet duyuyoruz.

ANTALYA’DAKİ TELEFERİK FACİASI

Bayramın üçüncü günü Antalya’da meydana gelen teleferik faciasıyla hepimizin yürekleri dağlanmıştır. Bir vatandaşımızın hayatını kaybettiği, 17 vatandaşımızın yaralandığı bu elim kazada 174 insanımız da kabinlerde saatlerce mahsur kaldı. AFAD ve Silahlı Kuvvetlerimiz başta olmak üzere devletimizin birimlerinin yoğun gayretleri neticesinde 23 saat süren bir tahliye operasyonuyla 174 vatandaşımızın tamamını burunları kanamadan kurtardık.

Kurtarma çalışmalarını gece-gündüz demeden büyük bir titizlikle sürdüren 2 bin 200’den fazla personelimizin her birine buradan teşekkür ediyorum.

Kurtarılan vatandaşlarımıza tekrar geçmiş olsun diyor, yaralılarımıza Rabbimden acil şifalar diliyorum.

“ANTALYA VE BEŞİKTAŞ’TAKİ CİNAYETLERİN FAİLLERİNİN YARGIYA HESAP VERMESİ İÇİN ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPACAĞIZ”

Yaşanan olayla ilgili ihmali, kusuru ve sorumluluğu olanlara dair yargımız süratle harekete geçmiş, bilirkişi oluşturarak bir ön rapor hazırlanmıştır. Soruşturma kapsamında özellikle bu hattı işleten firma ile bakımdan sorumlu firma yetkililerinin aralarında yer aldığı beş kişi tutuklanmış, sekiz şüpheli hakkında adli kontrol kararı verilmiştir.

Ana muhalefet partisi yöneticilerinin ve medya organlarının daha olayın ilk anından itibaren hadiseyi sulandırma, devletin diğer kurumlarını töhmet altında bırakarak asıl sorumluları koruma çabaları gözlerden kaçmamıştır. Maalesef aynı vicdansızlığın bayramdan hemen önce Beşiktaş’ta yaşanan yangın faciasıyla ilgili de sergilendiğini gördük. İhmaller ve skandallar zincirinin bir sonucu olarak rızkının peşindeki 29 emekçi kardeşimiz İstanbul’un göbeğinde hayatını kaybetti. Ancak, ne sendikalardan, ne basın yayın kuruluşlarından, ne de muhalefet cephesinden kayda değer hiçbir tepki gelmedi. Güya hak, hukuk ve adalet adına Van’a koşanlar, Beşiktaş’ta göz göre göre can veren işçiler için tek bir adım dahi atmadılar. Bunun adı sadece vicdansızlık değil, aynı zamanda ikiyüzlülüktür. Hiç kimse siyasi kimliğini öne sürerek sorumluları adaletten kaçıramaz. Hem Antalya’daki, hem de Beşiktaş’taki cinayetlerin faillerinin yargıya hesap vermesi için üzerimize düşeni yapacağımızın bilinmesini özellikle istiyorum.

Birilerinin ihmali veya sorumluluğu dolayısıyla benzer acıların tekrar yaşanmaması için Çalışma, Turizm ve İçişleri bakanlıklarımız vasıtasıyla tedbirlerimizi ve denetimlerimizi daha da yoğunlaştıracağız.

Bu vesileyle, trafik kazalarında ve her iki faciada hayatını kaybeden insanlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

“TÜRKİYE, BİR SEÇİMİ DAHA ANLININ AKIYLA DÜNYAYA ÖRNEK OLACAK BİR OLGUNLUKLA GERÇEKLEŞTİRMİŞTİR”

Yüksek Seçim Kurulu’nun 2 Ocak tarihli açıklamasıyla başlayan 31 Mart mahallî idareler seçim maratonunu hamdolsun suhuletle tamamladık. Seçimlerin huzur içerisinde en ufak bir şaibeye mahal vermeden neticelenmesi, demokrasimizin kazanç hanesine yazılmıştır.

Bu başarı tablosunun oluşmasında hizmeti geçen her kademedeki kamu görevlilerini ve siyasi partilerimizi tekrar tebrik ediyorum.

Milletin takdiriyle göreve gelen belediye başkanlarına, meclis üyelerine ve muhtarlarımıza muvaffakiyetler temenni ediyorum.

Seçimler sonrasında muhalefet partilerinin bir kısmının sergilediği sorumlu ve ağırbaşlı tavrı takdirle karşıladığımızı ifade etmek isterim. Yarınki grup toplantımızda seçim sonuçlarını tüm yönleriyle kapsamlı bir şekilde değerlendireceğiz.

Burada bir hususa değinmekte fayda görüyorum. Bir süredir istisnasız her seçim öncesinde tedavüle konulan son seçim propagandasının 31 Mart’la beraber tamamen safsatadan ibaret olduğu anlaşılmıştır. Türkiye, tüm menfi kampanyalara rağmen bir seçimi daha anlının akıyla dünyaya örnek olacak bir olgunlukla gerçekleştirmiştir. 31 Mart seçimleri son 22 yıldaki 18. demokrasi bayramı olarak siyasi tarihimize geçmiştir. 31 Mart seçimlerinin ilk kazanını sandıktır, sandığın namusu ve itibarıdır. Rüştünü, gücünü ve yetkinliğini tartışmasız bir şekilde tekrar ispat eden Türk demokrasisi bu seçim sürecinin en büyük galibidir. Bunu ülkemiz, milletimiz ve gelecek kuşaklar adına kıymetli bir kazanım olarak görüyorum. Muhalefetin de artık bu konuda gerekli dersi çıkaracağını, bir daha böyle temelsiz, basit ve demokrasimize faydadan çok zarar veren argümanların arkasına sığınmayacağını ümit ediyorum.

“14-28 MAYIS SEÇİMLERİYLE PARLAMENTER SİSTEME GERİ DÖNÜŞ TARTIŞMALARI KAPATILMIŞTIR”

Hükûmet ve siyaset kurumu olarak son 21 yıldır olduğu gibi gelecekte de demokrasimizin standartlarını yükseltmeye devam edeceğiz. Bu irademizin yakın zamandaki en net tezahürü bugün yedinci yıl dönümünü idrak ettiğimiz 16 Nisan halk oylamasıdır. Türkiye, 16 Nisan halk oylamasıyla yaklaşık 200 yıllık bir tartışmaya nihai noktayı koymuş, yönetim modeli tercihi Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nden yana olmuştur. 16 Nisan halk oylaması modern dönem siyasi tarihimizin en büyük millî irade devrimlerinden biri olarak demokrasi mücadelemizde yerini almıştır.

14-28 Mayıs seçimleriyle de parlamenter sisteme geri dönüş tartışmaları bir daha açılmamak üzere yine milletimiz tarafından kapatılmıştır. Siyaset kurumunun eskiye dönüş tartışmalarıyla vakit kaybetmek yerine, mevcut sistemin daha da iyileştirilmesine mesai harcamasının Türkiye için çok daha faydalı olacağına inanıyorum. Böyle bir adım atılması halinde uygulamadaki altı yıllık tecrübeler ışığında biz de bu sürece gerekli katkıyı sunmaktan memnuniyet duyarız.

“EKONOMİ, DEPREM, TERÖRLE MÜCADELE BAŞTA OLMAK ÜZERE ACİL SORUNLARIMIZA ODAKLANDIK”

Ülkemizin son 10 ayına damga vuran seçim gündeminin geride kalmasıyla birlikte tüm -özellikle bunu söylüyorum- seçim tarihi boyunca gidiş-gelişler artık asıl meselelere son verilme dönemidir. Ekonomi, güvenlik, deprem, hak ve özgürlükler ile terörle mücadele başta olmak üzere acil sorunlarımıza odaklanmış bulunuyoruz. Kovid-19 salgınıyla başlayan, sonrasındaki gelişmelerle derinleşen küresel ekonomik kriz özellikle enflasyon boyutuyla halen devam ediyor. Üretim, istihdam, yatırım ve enflasyonu kontrol altına alma konusunda gelişmiş ekonomiler dâhil hemen herkes ciddi sıkıntılar yaşıyor. Türkiye olarak yakın çevremizdeki gerilimlerin ve çatışmaların da etkisiyle bu olumsuzlukların yansımalarını maalesef biz de hissediyoruz. Bir taraftan her gün bir yenisi patlak veren bölgesel krizleri yönetirken, diğer taraftan da ekonomideki yol haritamıza sıkı sıkıya bağlı kalıyoruz.

Geçen sene uygulamaya koyduğumuz Orta Vadeli Programın müspet sonuçlarını görmeye başladık. 2023 yılını yüzde 4,5’luk büyüme oranıyla kapattık. Tarihimize ilk kez millî gelirde 1,1 trilyon doları, kişi başına düşen gelirse ise 13 bin doları aşmış olduk. Satın alma gücü paritesine göre dünyanın en büyük 11’inci ekonomisiyiz. 2024’ün ilk çeyreğine ait veriler net ihracatın büyümemize önemli katkı sağladığını ortaya koyuyor. 2024 yılının Ocak-Mart arasında ihracat bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 3,6 oranında artışla 63,7 milyar dolara yükseldi. Mart ayı ihracatımız ise 22 milyar 578 milyon doları buldu. Bu rakamla en yüksek üçüncü Mart ayı ihracat değerine ulaştık. İthalatta Ağustos ayından bu yana aylık azalış trendi devam ediyor. İhracatın ithalatı karşılama oranı bir önceki yılın aynı ayına göre 1,3 puan artışla yüzde 75’i yakaladı. İhracatın da pozitif etkisiyle büyüme oranımızın yılsonunda yüzde dörde yaklaşacağına inanıyoruz. Özellikle istihdam piyasamız güçlü bir ivme gösteriyor. Dün açıklanan Şubat ayı rakamlarına göre istihdam mevsim etkilerinden arındırıldığında yıllık bazda 1 milyon 156 bin artışla 32,4 milyona ulaştı. İşsizlik oranı ise, yüzde 8,7 olarak gerçekleşti. Tüm dünya gibi bizim de temel sorunumuz, hayat pahalılığıyla katmerleşen enflasyon baskısıdır.

ENFLASYONLA MÜCADELE

Emeklilerimiz başta olmak üzere enflasyonun ücretli kesimde yol açtığı sıkıntıları yakinen biliyoruz. Bu konuda tavrımız palyatif tedbirlerle günü kurtarmak yerine, enflasyonu düşürerek, kalıcı refah artışını sağlamaktır. Kendimiz bedel ödesek dahi ülkemize, milletimize ve gelecek nesillere bedel ödetecek her türlü popülist adımdan uzak durduk, duracağız. Abuk sabuk vaatlerin adeta havada uçuştuğu 31 Mart seçim sürecinde maruz kaldığımız onca baskıya rağmen, seçim ekonomisi uygulamayarak milletimize karşı sorumluluğumuzu yerine getirdik. Bu kararlı duruşumuzun Türkiye ve Türk ekonomisi için ne kadar kıymetli olduğunu inşallah zamanla hep birlikte daha da iyi göreceğiz. Yıllık enflasyonun senenin ikinci yarısından itibaren piyasa beklentileriyle de uyumlu bir şekilde düşüşe geçmesini bekliyoruz. Uyguladığımız politikaların etkisiyle cari açıkta daralma başladı. Ocak ayında yıllık cari açık geçen seneye kıyasla 15 milyar dolar azalarak 37,5 milyar dolara geriledi. Altın ve enerji hariç tutulduğunda 34,6 milyar dolarlık cari fazla gerçekleşti. Olağanüstü bir durum olmaması halinde sene sonunda cari açığın millî gelire oranla yüzde 2,5 seviyesinde gerçekleşmesini öngörüyoruz. Kendi enerji kaynaklarımızı devreye aldıkça inşallah bu oranlar daha da iyileşecek.

Gabar petrolü ve Karadeniz doğal gazı keşiflerimizle uzun yıllar sonra bu sektörde ilk defa özgüven kazandık. Bayramın ikinci günü Gabar’daki petrol üretiminde günlük 40 bin varilin üzerine çıkmayı başardık. 2024 sonu hedefimiz günlük 100 bin varile ulaşmak, bunun için de gece-gündüz demeden çalışıyoruz. Van ve Hakkâri’deki yeni kuyularımızda yapacağımız keşiflerle üretim rakamlarını çok daha yukarılara taşıyacağız. Yeni dönemde Orta Vadeli Programımızı güçlendirecek adımlar atacağız. Ekonomi ekibimiz bununla ilgili hazırlıklarını yaptı, inşallah çok yakında bunları kamuoyuyla paylaşacağız. Orta Vadeli Programın güçlendirilmesinde üç temel önceliğimiz bulunuyor. Bunlar kamuda tasarrufları arttırmak, yatırımların öncelik haline getirmek, yapısal reformlara hız kazandırmaktır. Türkiye’nin geleceği hep vurguladığım gibi; yatırım, üretim, istihdam ve ihracatla şekillenecektir. Büyüme potansiyelimizi güçlendirmenin yolu verimliliği ve rekabeti arttırmaktan, yüksek katma değere odaklanmaktan geçiyor. Savunma sanayinde yakaladığımız ivmeyi diğer alanlara da teşmil ederek inşallah hedeflerimize ulaşacağız.

Dünya savaşların, çatışmaların, siyasi ve ekonomik krizlerin, sosyal çalkantıların kıskacında adeta kıvranırken hamdolsun Türkiye bölgesinin istikrar adası olma vasfını korumaktadır. Bunun gerisinde ise dış politikada takip ettiğimiz dengeli ve ilkeli siyaset ile savunma sanayii alanında elde ettiğimiz tarihî başarılar vardır. Gazze krizinin ilk gününden itibaren ateşin bölgeye yayılma riskine dikkat ettik. Bir taraftan akan kanın durması, diğer taraftan bölgeye insani yardımların ulaştırılması için çabalarken gerilimin daha fazla tırmanmaması için de her seviyede yoğun gayret gösterdik. Türkiye, bugün yola çıkan 3 bin 774 tonluk dokuzuncu iyilik gemisiyle birlikte Gazze’ye en fazla insani yardım yapan ülke konumunu perçinlemiştir. 7 Ekim’den sonra İsrail’e yönelik ihracat kısıtlamasına öncülük eden ülke Türkiye’dir. Bu hakikate rağmen hükûmetimiz maalesef çok haksız, insafsız, buram-buram fırsatçılık kokan ithamlara maruz kalmıştır. Özellikle böyle olmadığını bal gibi bildikleri halde jet yakıtı konusunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne iftira atanları asla ve asla unutmayacağız. Türkiye, katliamların çok öncesinde İsrail’e askerî amaçla kullanılabilecek hiçbir malzemenin satışına izin vermemiştir. Zaman geçtikçe bu ahlaksız kampanyaların arkasında hangi hesapların ve odakların bulunduğu elbette ortaya çıkacaktır. Biz doğru bildiğimiz, hak bildiğimiz, ülkemiz ve bölgemiz için en hayırlı olan yolda yürümekten geri durmayacağız. 13 sene önce çatışmalar ilk başladığında Suriyeli komşularımıza nasıl kucak açtıysak, Ukrayna’daki savaştan kaçanlara nasıl sırtımızı dönmediysek, Irak’ta DEAŞ terörü estirdiğinde nasıl imkânlarımızı seferber ettiysek, Sudan’daki kardeş kavgasını bitirmek için nasıl kendimizi paraladıysak, Gazze krizinde de kardeşlik vazifemizi hakkıyla yerine getirmeye devam edeceğiz.

“İRAN’LA YAŞANAN GERİLİMİN MÜSEBBİBİ NETANYAHU VE GÖZÜNÜ KAN BÜRÜMÜŞ YÖNETİMİDİR”

Son yedi aydır önüne geçmek için uğraştığımız tehlikelerin peyderpey gerçekleşmeye başladığını görüyoruz. Hafta sonu yaşanan hadiseler hem Batının çifte standartlı tutumunu, hem de tüm bölgeyi sarabilecek bir savaş ihtimalinin çok uzak olmadığını göstermiştir. Son olayda problemin kaynağı doğru tespit edilmelidir. Sadece 13 Nisan gecesine bakarak bir değerlendirmede bulunmak hakkaniyetli, adaleti ve ilkeli bir tavır olmayacaktır. 7 Ekim’den bu yana İsrail Hükûmeti ateşi bölgeye yaymak için provokatif adımlar atmaktadır. İsrail’in uluslararası hukuku ve Viyana Sözleşmesi’ni çiğneyerek Şam’daki İran Büyükelçiliği’ni hedef alması bardağı taşıran son damla oldu. İsrail yönetiminin uluslararası teamülleri ayaklar altına alan hoyratlığına birkaç ülke dışında tepki veren çıkmadı. Aylardır İsrail’in saldırgan tutumuna ses çıkartmayanlar, İran’ın cevabı karşısında hemen kınama yarışına girdiler. Oysa burada öncelikle kınanması, telin edilmesi gereken Netanyahu’nun ta kendisidir. Gazze’de kadın, çocuk, bebek, sivil demeden 34 binden fazla masumu katleden, haber yapma dışında hiçbir gayesi olmayan basın mensuplarını öldüren, okulları, kiliseleri, camileri, mülteci kamplarını hatta yardım malzemesi almak için sıra bekleyen insanları bombalayan tam 193 gündür tüm dünyanın gözleri önünde soykırım uygulayan tüm bunlarla birlikte kamuoyu baskısını azaltmak için her türlü şımarıklığı sergileyen Netanyahu’dan başkası değildir. Netanyahu siyasi ömrünü uzatmak adına hem kendi vatandaşlarının hem de tüm bölge halklarının canını tehlikeye atmaktadır. Şurası tartışmasız bir gerçektir: 13 Nisan gecesi yüreklerimizi ağzımıza getiren gerilimin birinci müsebbibi Netanyahu ve gözünü kan bürümüş yönetimidir. Bu gerçeği kabullenmeden yapılan açıklamaların tansiyonu düşürmek adına hiçbir fayda geçirmeyeceği kanaatindeyiz. Türkiye olarak özellikle son iki gündür Gazze’deki katliamların geri plana itilmemesi için temaslarımızı daha da artırdık.

Dışişleri Bakanımız Amerikalı, İranlı, İngiliz, Ürdünlü muhataplarıyla ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’yle görüştü. Bizim de dün Katar Emiri Şeyh Temim’le bir telefon görüşmemiz oldu. İnşallah telefon diplomasimize bu hafta boyunca devam edeceğiz. Tüm tarafların şu hakikatin idrakinde olması gerekiyor: Gerilimde sürekli el yükselterek hiçbir yere varılmaz. Ateşe körükle gitmenin de, Netanyahu yönetimini sürekli şımartmanın da hiç kimseye hayrı dokunmaz. Tüm aktörleri artık saldırılara son vermeye ve sorumluluk içinde hareket etmeye davet ediyoruz. Gazze’de zulüm ve soykırım durmadıkça bölgemizin yeni gerilimlere gebe olduğu açıktır. 193 gündür ortada tek bir mağdur vardır o da mazlum Gazze halkıdır. İslam âlemi ve Arap Ligi başta olmak üzere sorumluluk sahibi herkes artık seslerini daha fazla yükseltmelidir. Biz bu amaçla tüm kapıları zorlamaya, elimizden gelen her şeyi yapmaya devam edeceğiz.

“SAVUNMA SANAYİNDE TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE HEDEFİNE ULAŞINCAYA KADAR DURMADAN MÜCADELE EDECEĞİZ”

Son hadiselerde insansız hava araçları başta olmak üzere savunma sanayii alanındaki atılımlarımızın önemini bir kez daha gördük. Göreve geldiğimizde yüzde 80’ler düzeyinde olan dışa bağımlılığımızı bugün yüzde 20’lere indirmiş bulunuyoruz. Bundan yaklaşık 16-17 sene önce İsrail’den hangi zor şartlarda insansız hava araçları temin ettiğimizi o günleri hatırlayanlar çok iyi biliyor. Ciddi rakamlar ödeyerek bin bir nazla ülkemize satılan heronlar sürekli arızalanmaları sebebiyle tam manasıyla bize bir fayda sağlamadı. Sadece insansız hava araçlarında değil, tabanca dâhil her türlü silah ve mühimmatta başkalarına bağımlı olmanın sıkıntısını çok çektik. Öyle günler oldu ki ücretini peşin ödediğimiz silahlar bile teslim edilmedi. Suriye’ye yönelik harekâtlarımızda müttefiklerimizin ambargosuna maruz kaldık.

Burada şunu açık ve net ifade etmek isterim: Şayet biz kendi göbeğimizi kendimiz kesme iradesi göstermeseydik bugün aynı sorunları hâlen yaşıyor olurduk. 850’i aşkın savunma sanayii projesi ve 90 milyar dolarlık proje hacmiyle bu alanda kendi kendine yeten bir ülke konumuna ulaştık. TB-2 AKINCI, ANKA ve AKSUNGUR Silahlı İnsansız Hava Araçlarımız ile SİHA teknolojisinde dünyada ilk üç ülke arasındayız. Yakın çevremizdeki savaşların vazgeçilmez unsuru olan kamikaze İHA’lar da savunma sanayii şirketlerimiz tarafından üretiliyor. Savunma sanayii ürünlerimizi ihraç ettiğimiz ülke siyası 185’e çıktı. İHA ve SİHA’lar kara araçları, deniz platformları başta olmak üzere ihraç edilen ürün çeşidi ise 230’u buldu. 2012’den bugüne kadar toplam 50 ülkeyle 770 adet insansız hava aracı için sözleşme imzaladık. Sadece 2023 yılı İHA ihracatımızın toplam tutarı 1,8 milyar dolara ulaştı. Bir dönem tabanca dahi verilmeyen ülkemiz 110’dan fazla ülkeye yüksek kaliteli hafif silahlar ve tabanca ihraç ediyor.

Geçtiğimiz Şubat ayında beşinci nesil savaş uçağımız KAAN ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. KIZILELMA ve ANKA-3 ile artık bu alanda farklı bir lige yükseliyoruz. Bundan on sene, on beş sene, yirmi sene önce tohumlarını serptiğimiz projelerin hamdolsun bugün meyvelerini toplamaya başladık. Türkiye’nin gurur kaynağı olan savunma şirketlerini ahlaksızca hedef alınmasının gerisinde işte bu eşsiz başarı hikâyesi vardır. Zihni sömürge hâline getirilmiş beşinci kol elemanları yerli ve millî firmalarımıza ülkemizin yüz akı teknoloji projelerine saldırarak iplerini ellerinde tutanlara karşı diyet borçlarını ödemeye çalışıyor. Maalesef ülkemizde muhalefet aktörleri de bunlara destek veriyor, sahip çıkıyor, müfterilerin gönüllü avukatlığını üstleniyor. Savunma şirketlerimize yönelik bu hayâsız akınlar karşısında elbette biz teslim olmayacak, asla geri adım atmayacağız. Terör örgütlerine nefes aldırmayan, güvenlik güçlerimizin eli, kolu, gözü olan, Türkiye’nin itibarını ve nüfuz alanını artıran, Türk ekonomisine katma değer üreten, hâsılı her alanda iftihar vesilemiz olan şirketlerimizin yanında olmayı kararlılıkla sürdüreceğiz. Savunma sanayinde tam bağımsız Türkiye hedefine ulaşıncaya kadar durmadan, dinlenmeden mücadele edeceğiz.”

Dünya

“İspanya ile ekonomik ve ticari ilişkilerimizi daha fazla geliştirmek arzusundayız”

Türkiye-İspanya İş Formu | Genç gazeteciler

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye-İspanya İş Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Ekonomik ve ticari ilişkilerimizi kazan kazan anlayışı ile daha fazla geliştirmek arzusundayız. Ekonomi, ticaret ve yatırımlar, Sayın Sanchez ile birlikte başkanlık edeceğimiz Hükûmetlerarası Zirve Toplantımızın temel sütunları arasında yer alıyor” dedi.

Türkiye-İspanya 8. Hükûmetlerarası Zirvesi nedeniyle bulunduğu İspanya’nın başkenti Madrid’de temaslarını sürdüren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ile birlikte Türkiye-İspanya İş Forumu’na katılarak bir konuşma yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, BBVA Genel Merkezi’nde düzenlenen programda yaptığı konuşmada, toplantının ülkeler arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin daha da ilerlemesine, yeni ortaklıkların tesisine vesile olmasını diledi.

İspanya Başbakanı Sanchez’e nazik misafirperverliği için teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, dost ve NATO müttefiki İspanya ile her alanda mükemmel ilişkilere sahip olduklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki ülke arasındaki köklü ve güçlü ilişkilerin, iş dünyasının attığı cesur ve vizyoner adımlardan beslendiğini belirtti.

“TİCARET HACMİMİZ 10 KAT ARTIŞLA 19,2 MİLYAR DOLARA ULAŞTI”

İki ülke ilişkilerinin 2021’den itibaren “kapsamlı ortaklık” olarak tanımlanmasında değerli iş insanlarının katkısının büyük olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Son yıllarda gerek Kovid-19 salgını, gerekse yakın coğrafyamızda meydana gelen çatışmalar küresel ticaretin karşı karşıya kaldığı zorlukları artırdı. Mevcut meydan okumalar karşısında dayanışma ve iş birliğimiz hayati önemdedir. Çok çeşitli ilişkileri beraberinde getiren böylesi bir ortamda ekonomik ve ticari ilişkilerimizi kazan kazan ilkesiyle daha da geliştirmek arzusundayız.”

Ekonomi, ticaret ve yatırımların, İspanya Başbakanı Sanchez ile başkanlık edecekleri Türkiye-İspanya 8. Hükûmetlerarası Zirvesi’nin temel sütunları arasında yer alacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Ticaret ve yatırım ilişkilerimizin barındırdığı muazzam potansiyel ve dinamizm bizlere daha ileri hedeflere gitme cesaretini veriyor. 2002 öncesinde 2 milyar dolar civarında seyreden ticaret hacmimiz geçtiğimiz sene yaklaşık 10 kat artışla 19,2 milyar dolara ulaştı. Böylelikle 20 milyar dolar hedefimizi neredeyse yakalamış olduk. Bu hacmi hep birlikte el ele vererek sizlerin değerli katkılarıyla çok daha ileri taşıyacağımıza inanıyorum. İspanya’nın 740 firma ve yaklaşık 11 milyar dolarlık stokla Türkiye’de en çok yatırım yapan 6’ncı ülke olması da esasen bu yaklaşımın sonucudur.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgesinin cazibe merkezi olan Türkiye’nin, İspanya’dan çok daha fazla sayıda yatırımcıyı, özellikle ev sahipliği yapmak üzere ülkeye davet ettiğini dile getirdi.

Türk müteahhitlik firmalarının İspanya’da yaklaşık 1,1 milyar dolarlık altı proje üstlendiğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Barselona’daki stadyum projesinin bu alandaki iş birliğinin en somut örneklerinden biri olduğunu ifade etti.

“FİNANS VE YATIRIM KURULUŞLARIMIZ ARASINDAKİ İLİŞKİLER SON DÖNEMLERDE GİTTİKÇE GÜÇLENİYOR”

İmza attıkları projelerle dünya çapında takdir gören Türk şirketlerinin imkân verilmesi hâlinde Türkiye’ye daha fazla katkıda bulunacaklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “İstanbul’dan birkaç saatlik uçuş mesafesiyle 1,3 milyar insana ve dünya ekonomisinin önemli bir bölümüne ulaşabiliyoruz. Ticaret ve yatırım iş birliklerimizi, cesur ve yenilikçi bir bakış açısıyla yeniden kurgulamamız, yeni fırsat pencerelerinin açılmasına vesile olacaktır. İş forumu çatısı altında, ulaştırma ve altyapıdan enerjiye, sanayiden, finansa, geniş bir yelpazede gerçekleştireceğiniz sektörel oturumların iyi bir zemin teşkil edeceğini düşünüyorum. Bankalarımız ile finans ve yatırım kuruluşlarımız arasındaki ilişkiler son dönemlerde gittikçe güçleniyor. Şirketlerimizin ortak çalışma ve projeleri için geniş finans imkânlarına sahip olmalarını sağlıyor, girişimciliği daha da teşvik ediyor.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kurucusu olduğumuz G20’de birlikte sergilediğimiz çabalar da bizlere ayrı bir teşvik unsuru olmaktadır. Tüm bunları yaparken farklı sektörlerdeki çalışmalarımızı teknoloji ve inovasyonun gücüyle harmanlayarak yeni ortaklıklara da fırsat tanımalıyız. Ancak bu şekilde geleneksel sektörlerin ötesine geçerek daha geniş bir perspektifle ülkelerimizi geleceğe taşıyabiliriz. Ticaret ve yatırımda rekabet algısından sıyrılarak yenilikçi ve stratejik ortaklıklar kurulması önümüzdeki yeni dönemin iş yapma kodları arasında yer almalıdır. Bu yaklaşım kalıcı ve güçlü iş birliklerinin tesis edilmesine büyük katkı sağlayacaktır. İşte bu anlayış dün gerçekleştirilen Dijital Teknoloji Platformu ile somuta dönüştürülerek güzel bir örneğe vesile oldu” diye ekledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasetçiler olarak görevlerinin iş dünyasının önünü açmak, onlara yardımcı olmak, işlerini kolaylaştırmak olduğunu dile getirdi.

“GELECEK YIL MEDENİYETLER İTTİFAKI’NIN 20. YIL DÖNÜMÜNÜ İDRAK EDECEĞİZ”

Hükûmetler olarak iş dünyasının atacağı adımları destekleyeceklerini, onlar çalıştıkça, ürettikçe, ticaret, yatırım yaptıkça her daim onların yanında olacaklarını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bugün imzalanacak anlaşmalarla iş birliğimizin ahdî zeminini inşallah daha da güçlendireceğiz. Gelecek yıl Medeniyetler İttifakı’nın 20. yıl dönümünü idrak edeceğiz. Malum Medeniyetler İttifakını İspanya ve Türkiye olarak birlikte kurduk. Öyleyse bunu birlikte geliştireceğiz. Türkiye ve İspanya bu önemli ittifakın iki kurucu üyesidir. İttifakımız, kuruluşundan bu yana çok roller üstlenmiştir. Dünyanın savaşlar ve katliamlarla sarsıldığı günümüzde ittifaka olan ihtiyaç daha da artıyor.”

“FİLİSTİN TOPRAKLARINDA 250 GÜNDÜR YAŞANAN SOYKIRIM, VİCDAN SAHİBİ HERKESİN YÜREĞİNİ KANATIYOR”

“Gazze’de ve işgal edilmiş Filistin topraklarında 250 gündür yaşanan soykırım, vicdan sahibi herkesin yüreğini kanatıyor” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu açıklamalarda bulundu: “Gazze’de 16 bini çocuk olmak üzere 37 binden fazla insan göz göre göre katledildi, 85 bin sivil yaralandı. Kiliseler, camiler, okullar, mülteci kampları bombalandı, basın mensupları öldürüldü. Gıda taşıyan insani yardım görevlileri vuruldu. Doktorlar, akademisyenler, masum siviller kurşunların hedefi oldu. Ateşkes çağrılarına dahi kan dökerek karşılık veren bir şımarıklıkla karşı karşıya bulunuyoruz. Vicdan sahibi hiçbir ülkenin böyle bir tabloyu kabullenmesi mümkün değildir.”

Bu konuda, İspanya Başbakanı Sanchez’in takındığı tavrı şahsı ve milleti adına tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: “İsrail yönetiminin tüm çağrılara rağmen sürdürdüğü bu pervasızlıkların tüm dünyada antisemitizmi körüklediğine de şahit oluyoruz. İspanya’nın İsrail mezalimi karşısında izlediği tutumu takdirle karşıladığımızı burada hassaten vurgulamak istiyorum. Sayın Sanchez, ilk günden bu yana gerçekten ilkeli, tutarlı ve dirayetli bir politika benimseyerek hem İspanya halkının hem Filistinli kardeşlerimizin hem de Türk milletinin gönlünde müstesna bir yer edinmiştir. Kıymetli dostumun şahsında, İspanya hükûmetine ve halkına bir kez daha teşekkür ediyorum.”

AVRUPA BİRLİĞİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm bu gayretlerinin AB’ye tam üyelik projelerinin hayata geçirilmesiyle taçlanacağını belirterek, şöyle devam etti: “Ne var ki AB’ye yönelik samimi adımlarımız salt kendi çıkarını düşünen, Türkiye’nin birliğe sağlayacağı katma değeri görme yeteneğinden yoksun birtakım üyelerin engellemeleri nedeniyle karşılık bulamıyor. Avrupa Parlamentosu seçimlerinin ortaya çıkardığı tablo ve Avrupa kıtasında endişeyle izlenen aşırı sağ siyaset bu anlayışı şüphesiz körükleyecektir. Gümrük Birliğinin güncellenmesi çalışmalarının henüz başlamaması, iş insanlarımıza yönelik katı vize uygulamaları ekonomik ve ticari alandaki müşterek potansiyelimizin tam kapasite kullanımını engelliyor.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İspanya Başbakanı Sanchez başta olmak üzere İspanya’nın, Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecine verdiği samimi destek için müteşekkir olduğunu ve bunun artarak devam edeceğine inandığını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Akdeniz’in iki yakasında yer alan ülkelerimizin dünyanın farklı bölgelerinde sahip olduğu geniş çaplı ilişkiler yeni ortaklıklara vesile olmalıdır. Orta Asya, Balkanlar, Afrika ve Güney Amerika gibi bölgeler müşterek çalışmalarınız için eşsiz imkânlar sunuyor. Bu fırsatları siz iş insanlarımızın en iyi şekilde değerlendirmesini bekliyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye ekonomisinin geçen yıl yaşadığı deprem felaketine rağmen toparlanma sürecini başarıyla devam ettirdiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “2023 yılını 255,4 milyar doları mal ihracatı, 101,7 milyar doları hizmet ihracatı olmak üzere 355 milyar dolar ihracatla kapattık. Geçen yıl yaşadığımız deprem felaketine ve ihracat pazarlarımızdaki zayıflamaya rağmen yüzde 4,5’luk bir büyüme kaydettik. Millî gelirimiz cari fiyatlarla ilk kez 1,1 trilyon doları aştı” dedi.

Türkiye ekonomisinin satın alma gücü paritesine göre 11. sırada yer aldığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yılın ilk çeyreğinde Türkiye’nin büyümesinin yüzde 5,7 olarak gerçekleştiğini anımsattı.

Daha iyi yerlere gelineceği temennisinde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye-İspanya dayanışmasını, birliğini 8. Yüksek Düzeyli Strateji Konsey Toplantısı ile güçlendireceklerini söyleyerek, “Durmadan çalışacağız, çalışmaya devam edeceğiz. Özellikle savunma sanayini bu konuda çok ama çok önemsiyorum. Uçak gemisini birlikte yaptığımız gibi bunun yanında diğer birçok insansız hava araçlarında yine aynı şekilde SİHA’larda, aynı şekilde Akıncı da bütün bunları yaygınlaştırmak suretiyle dayanışmamız yine insansız denizaltılarla çok daha farklı bir konuma gelecektir” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, iş formunun yeni girişimlere ve güçlü ortaklıklara vesile olmasını diledi.

HABER BURADA

Dünya

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İspanya Kralı VI. Felipe ile görüştü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İspanya Kralı VI. Felipe ile Zarzuela Kraliyet Sarayı’nda

Türkiye-İspanya 8. Hükûmetler Arası Zirvesi nedeniyle İspanya’nın başkenti Madrid’de bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İspanya Kralı VI. Felipe ile Zarzuela Kraliyet Sarayı’nda bir araya geldi.

HABER BURADA

Dünya

Cumhurbaşkanı Erdoğan İspanya’da

Cumhurbaşkanı Erdoğan İspanya | Genç Gazeteciler

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye-İspanya 8. Hükûmetler Arası Zirvesi nedeniyle gittiği İspanya’nın başkenti Madrid’e ulaştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Madrid-Torrejon de Ardoz Askerî Havalimanı’nda İspanya Dışişleri, Avrupa Birliği ve İşbirliği Bakan Yardımcısı Fernando Sampedro Marcos, İspanya’nın Ankara Büyükelçisi Cristina Latorre Sancho ve Türkiye’nin Madrid Büyükelçisi Nüket Küçükel Ezberci ile ilgililer karşıladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ziyaretinde eşi Emine Erdoğan ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ve Ticaret Bakanı Ömer Bolat eşlik ediyor.

HABER BURADA

DÜNYA

seers cmp badge